Anıl

Anıl
KuruIu düzeni aIt üst ettiğinde, her şey bir anda kaosa sürükIenir. Ben kaosun eIçisiyim. Kaos, adiIdir.
Act Without Words I by Samuel Beckett
Önce kısa oyunumuz : Act Without Words I by Samuel Beckett youtube.com/watch?v=Qb_eMMq... Bir Beckett şaheseri daha. 15 dakikalık çok kısa bir oyun olmasına rağmen sonsuz anlamlar barındıran kurgu ve nesneler... Nesneleri bu kadar verimli kullanan daha başka bir yazar tanımıyorum. Bir ıslık. Belki hatırlarsınız; Ohio Doğaçlaması'nda da masaya vuruşlar vardı. Genelde olayların başlangıcının sinyalini veren bir startı oluyor Beckett'ın. Burada da ıslık var. Islığın akabinde vuku bulan kimi maddi nesneler mevcut. Her ıslıkta, ulaşmak istenen bir hedef ve hedefe götürecek olan araçların bir anda ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Her defasında hedefe ulaşmak üzereyken, hedefin bir anda ufak bir farkla kaçırılıyor olması oldukça düşündürücü. Maddi taleplerle beraber insanda oluşan huzursuzluk ve bu talebin boşa çıkması arasındaki ilişki irdeleniyor. Hedef : Su. Araçlar : İki farklı boyutta kutu, halat ve makas. Araçların ustaca kullanılarak suya erişme çabasının boşa çıkması ve bu maddi talebe duyulan huzursuzluk. ilk etapta bir dizi dürtünün çağrısına itaat eden kahramanın huzuru; ıslık çalındıktan sonra yanıltıcı hedeflerin peşinde koşarken değilde sadece dersini aldığında bulduğunu görüyoruz. Nitekim ulaşmak istenen su kahramanın her şeyden vazgeçmişken önünden geçerken hareketsiz kalması, palmiye ağacının yaprakları açıldıktan sonra gölgesine tenezzül etmemesine rağmen yüzüne yansıyan huzur bunun en önemli göstergesidir. Yine buram buram hiçlik kokan bir oyun. Çok büyüksün Beckett çok!
Edebiyat
Reklam
Daralan Sahnenin Sahne Dışında Yatan Anlamı
Aslında Beckett gerçekçiydi. Biz onu absürt zannederken o oldukça gerçek(çi) bir zeminde duruyordu ve gerçekliğin nasıl parçalandığını, dilin gerçeği temsil etmede nasıl da yetersiz ve anlamsız olduğunu, bu parçalılığı ve anlamsızlığı göstererek anlatıyordu. Belki de anlatmıyordu da imliyordu. Çünkü ortada gösterilecek bir gerçek yok, ancak imlenebilecek bir durum vardı. Belki de bugünlerde memleketin dört bir tarafında sergilenen kâbus temalı, nice absürt oyundan daha absürt ölüm oyunlarını düşündüğümüzde, bir şey söylemenin (temsil etmenin) anlamını yitirdiğini hissettiğimizde Beckett’in dönemiyle zamandurumsal bir analoji yapabiliriz: absürt olan, içinde yaşanılan ve yaşatılan zamandır, onu ifade etmeye çalışan değil. Ohıo Doğaçlaması oyunu bu yüzden manidar bir sözle başlamaktadır. Okuyucu “rolündeki” oyuncu, Beckett’in uzun sahne direktifleri altında Dinleyiciye son sayfaları açılmış bir kitap okumaktadır. Okuduğu ilk cümle Beckett tiyatrosunun yönelimini gösterir gibidir: “Söylenecek çok az şey kaldı.” Sonra okumaya devam eder ve Dinleyici bunun da nedenini işitir: Böylece acıklı öykü son bir kez daha anlatıldığında, taşlaşmış gibi oturup kaldılar. Tek pencereden şafak bir parça bile aydınlık sunmuyordu. Sokaktan hiçbir yaşam belirtisi duyulmuyordu. Kim bilir hangi düşüncelerin derinliklerinde yitip gitmedikçe, duyarsız kalmazlardı bunlara. Gün ışığına ve yaşam seslerine. Kim bilir hangi düşünceler. Yok, düşünceler değil. Bilinç uçurumları. Kim bilir hangi bilinç uçurumlarında yitmiş. Bilinçyitimi uçurumlarında. Hiçbir ışığın ulaşamayacağı. Hiçbir sesin. Böylece taşlaşmış gibi oturup kaldılar. Acıklı öykü son bir kez daha anlatıldı.[1] Yaşanılan bilinç yitiminden, sokakta yaşama dair hiçbir belirti duyulmamasından sonra o “çok az kalan sözün” de bir anlamının
1000Kitap
Samuel Beckett - Ohio Doğaçlaması
Söylenecek çok az şey kaldı. (Little is Left to Tell) D = Dinleyen O = Okuyan Mümkün olduğunca birbirlerine benzerler. Işık sahnenin ortasındaki masayı aydınlatır. Sahnenin geri kalanı karanlık. Düz, beyaz, basit bir masa, yaklaşık olarak 240 cm x 120 cm. İki kolsuz, beyaz, basit iskemle. D masada, uzun kenarın izleyiciye göre sağ ucuna yakın, cephesi izleyicilere dönük oturur. Başı öne eğik, sağ eline dayalı. Yüzü görünmez. Sol eli masada. Uzun siyah palto. Uzun beyaz saç. O masada, izleyiciye göre sağ taraftaki kısa kenarın ortasında oturur, yandan görünür. Başı öne eğik, sağ eline dayalı. Sol eli masada. Önündeki kitap son sayfalara doğru bir yerinden açıktır. Uzun siyah palto. Uzun beyaz saç. Masanın ortasında siyah, geniş kenarlı şapka. Işık yavaş yavaş aydınlanır. On saniye. O sayfa çevirir.
Edebiyat
Bilinmeyen Kelimeler
Kitap okurken bilmediğimiz kelimelere rastlarız ve bu kelimelerin tanımları ile kelime dağarcığımıza yeni bir kelime eklemiş oluruz. Kendi adıma bir kelime kütüphanem olsun istedim. İsteyen herkes yorum olarak buraya kelime ve anlamının yanında cümle içerisinde kullanımını da ekleyebilir. Yorum olarak eklenen her yeni kelime, 1K sayesinde ek bir zahmete gerek kalmadan bildirim olarak, yorumda bulunan herkese düşecek ve herkes yeni bir kelime öğrenmiş olacak. Ve Taslak olarak da bu şekilde yoruma eklersek çok daha faydalı olacağını düşünüyorum teşekkürler. TASLAK "Gıyaben : Kendi yokken, ortada olmaksızın. Adını, sözünü başkalarından duyarak, görmeden. Kullanımı : Bugün sana gıyaben tanıdığım birinden söz edeceğim. Posta Kutusundaki MızıkaPosta Kutusundaki Mızıka - Sayfa 94"