Bu kadar kokuşmuş sabah kuşağı programları, rezil diziler… İnsan ruhunu incelten değil, karartan; merhameti çoğaltmak yerine hoyratlığı sıradanlaştıran bu görüntülerle varılmak istenen yer hiç düşündürüyor mu bizi?..
Masumiyet unutulurken, suçun izi kalplerde siliniyor. Yaşanan acılar görünmez oluyor, bizler ise sadece izleyen ve konuşan tarafında kalıyoruz. Oysa hakikat, seyirlik bir şey değildir; insanın içinde uyanması gereken bir sızı, bir fark ediştir.
Toplum olarak sadece korumakta değil, yön bulmakta da zorlanıyoruz. Çünkü yön, dışarıda değil; kalbin derinliğinde kaybedildi önce. Kalp kirlenince, akıl yolunu şaşırır; akıl şaşınca, insan zulmü bile sıradan görmeye başlar.
Bu kadar cesaretli bir taşkınlık, bu kadar korkusuz bir hoyratlık bir anda doğmaz. İçte biriken merhametsizlik, zamanla taşar. En acısı da şu: Bu taşkınlığı alkışlayan, savunan seslerin çoğunun genç ve çocuk denecek yaşlardan gelmesi… Bu, sadece bir bozulma değil; bir unutuluş hâlidir.
Dünya kötü bir yere gitmiyor belki de… İnsan, özünü unuttuğu yere doğru sürükleniyor.
Ama her karanlığın içinde bir uyanış ihtimali vardır.
İnsanı kurtaracak olan dışarıdaki düzen değil, içerdeki diriliştir. Kalp dirilirse, bakış değişir. Bakış değişirse, dünya değişir.
Bu yüzden önce birbirimizi değil, kalplerimizi koruyalım.
Aklımızı, merhametimizi, vicdanımızı diri tutalım.
Masum olanı korumak, sadece bir görev değil; insan olmanın özüdür.
Ve en başta…
Geleceğin kalpleri olan çocukları koruyalım.