Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza benim kalemini,tarzını, üslubunu en sevdiğim yazarlar sıralamasında ilk üçe girecek bir yazar olan Cengiz Aytmatov ve onun “Elveda Gülsarı” kitabı ile geldim. Aytmatov’dan okuduğum kaçıncı kitap bilmiyorum. Çünkü Aytmatov’un kitaplarını okuyorum okumaya çalışıyorum.
Aytmatov okuyanlar bilir ki döneminin çarpıklığını, adaletsizliğini, bozukluğunu, anlatmak için Aytmatov hep sembolleri kullanır. Çünkü bulunduğu coğrafyada her şeyi açık açık söyleyemez, konuşamaz ve de yazamaz. Ama bir yazar için hele de kalemi çok güçlü bir yazar için derdini, sıkıntısı anlatmak hiçte zor bir şey değildir.
Yine bu kitabında Aytmatov Gülsarı adında doru bir at üzerinden zamanın Kırgızistan’ında yaşanan bütün olayları anlatıyor.
Kitapta, Tanabay adında zamanında cephede savaşmış bir asker ve aynı zamanda eski bir komünist partili iyi bir yurttaşın hayatını anlatıyor. Kolhozun verdiği bütün görevleri bütün iyi niyetiyle yerine getirmeye çalışan. Fakat devrim sonrası istediğini bulamamış, verdiği emekleri başka kimseler tarafından kişisel çıkarlara peşkeş çekilince bütün umudunu kaybetmiş olan bir çoban. Tanabay, kitaba ismini de veren Gülsarı atının da aynı zamanda sahibi.
Aytmatov’un üslubundan biraz daha bahsetmek istiyorum. Aytmatov, bir olayı anlatmak için önce o olayı destekleyecek ona temel oluşturacak bazı hikayeler anlatır kitaplarında. Bu hikayelerin kahramanı da genelde hayvan oluyor. Hayvanlar üzerinden hikayeler kurmasında Aytmatov’un aynı zamanda veteriner olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu hikayeleri Gün Olur Asra Bedel’ de görürüz, Beyaz Gemi de görürüz kısacası neredeyse Aytmatov’un bütün kitaplarında görürüz.