Muharrem Can ARICAN

Muharrem Can ARICAN
@CanArcan
Ameliyat masasına kendimi yatırdım. Kitapla,kalemle,sözle,düşünceyle kendimi ameliyat etmeye başladım. Masadan kalktığımda nasıl birisi olacağımı merak ediyorum.. TİMŞEL..
Özel Eğitim Öğretmeni
Lisans
Konya
Konya
128 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 17:32
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Taha Kılınç ve onun “ Kayıp Coğrafya’nın İzinde” kitabı ile geldim. Bu kitap, Doğu Türkistan’da(Uygur Özerk Bölgesi) yaşayan Müslümanlar Türklerin hayatını anlamak ve anlatmak için çıkılan bir seyahatin sonucunda ortaya çıkmış. Şu an Çin’in egemenliğinde olan Doğu Türkistan’daki sessiz çığlığa bir ses olmaya çalışmış. Hatta Çin’in bu kitabın basılmasını ve yayılmasını engellemeye çalıştığı da söyleniyor. Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan’ın birçok şehrini geziyor,fotoğraf çekiyor ve onları bizlerle buluşturuyor. Bu şehirlerin hepsinde ortak olan baskıyı,zulmü, sindirilmişliği bize gösteriyor ve hissettiriyor. Çin’in hem dindaşımız hem de ırktaşımız olan Uygur Türklerine olan baskı ve zulmünü her sayfanın her satırından görüyoruz. Camilerin zamanla yıkılmasından yada restorasyon çalışması altında asıllarının bozulmasın tutun da ünlü Müslüman Türk adamlarının mezarlarının kaybedilmesi, taşınmasına kadar çok fazla zulme tanık oluyoruz. Kitapta, Doğu Türkistan’ın her yerinin kamera ile izlenmesi, camilerin kapısına kilit vurulması, aile kurumunu koruma adı altında her aileye Çinli bir erkek görevlendirilemesi ve daha ağırı bu uygulamara karşı çıkacak olsanız rehberlik merkezi adı altında işkence merkezleri. Camiye kayıtla girmeniz ve bazı camilere 65 yaş sınırı konulması gibi uygulamar da cabası. Anlayacağınız Doğu Türkistan’daki Müslüman Türkler ne dinlerini ne de kültürlerini yaşayabiliyorlar. Bir şekilde Doğu Türkistan’dan çıkmayı başaranların o ülkelerden iadelerinin istenmesi ve dışarıdan akrabalarıyla kimsenin bir iletişim kuramaması yada kursa bile kurduğu ailenin hayatının sıkıntıya girmesi gibi daha çok fazla kan donduran gerçeği de yine bu kitapta okuyoruz. En acısı da Çin’in asimilasyon politikası da işe yarıyor
Kayıp Coğrafyanın İzindeTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20251,124 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·176 syf.··
2026 5. kitabı
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza İmam Gazali ve onun “ Dil Belası” kitabı ile geldim. Kitapta, adından anlaşılacağı gibi dilimizin yani ağzımızdan çıkan sözlerin bizim başımıza getireceği musibetlerden, kötülüklerden yada mükafatlardan bahsediyor. Daha çokta musibetlerden… İnsanın aklından ve kalbinizden geçen şeyler diline vurur ve bu geçen şeyler hayır değilse gerçekten dil, gıybet yapmaktan, iftira atmaktan, kötü konuşmaktan, dedikodu yapmaktan kendini koruyamaz. Hal böyle olunca da kaybedenlerden olmak kaçınılmaz olur.O zaman aklımızı ve kalbimizi temiz tutarak dilin belalarından kendimizi koruyabiliriz. Peki nasıl ? Kitapta da konuda çok fazla olamasa da biraz öneride bulunuyor. Biraz kitaptan biraz da kendimden bir şeyler söyleyecek olursam, az konuşmak yada az konuşmaya çalışmak olur. Çünkü çok konuşanın yalanı çok olur derler ve bu söze inanırım. Böylece yalan söylemekten,dedikodu yapmaktan, iftara atmaktan kendimizi bir nebze korumuş oluruz.İnsan bildiğinden başka bir şeylerde konuşması kuru lakırtı gibi gelir bana. O zaman ilk olarak az konuşuyoruz çok dinliyoruz. İkinci olarak da konuştuğumuz zaman hayır konuşuyoruz. Onun bunun arkasından atarak değilde, halimizden, meşguliyetimizden bahsediyoruz ve karşımızdakini bu şekilde yönlendiriyoruz. Tabi pratikte kusursuz bir şekilde işlemiyor bu yöntemler. Çünkü insanoğlu dediğimiz varlık duyguları içine sarılı bir yumak ve duygularının yönlendirmesiyle düşünen ve konuşan biri. Hal böyle olunca da konuşulmaması gereken şeyleri konuşmaya çok meyilli olabiliyor. Unutmayın dil adamı vezir de eder rezilde. Ağzımdan çıkanları lütfen kulağımız duysun. Bu kitabı da herkes okusun ki ne kadar önemli şeyleri atladığımızın farkına varsın.. Herkese keyifli okumalar diliyorum..
Dil Belasıİmam Gazali · Nesil Yayınları · 202417,1bin okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 10:26
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Şermin Yaşar ve onun “Altı Harfli Bir Tatlı” kitabı ile geldim. Bu kitap Şermin Yaşarla tanışma kitabım oldu. Kitabın içeriğine geçmeden önce birkaç bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kitabın ismi beni kitaba karşı çok merak uyandırdı. Kitabın içeriğini tahmin etmede yada kitabın içinde anlatılanların böyle bir başlıkla nasıl bir bağlantılı olacağını hiç tahmin edemedim. Aslında böyle bir merak beni kitaba karşı çokça olumladı. Kitapta, bebekken annesi tarafından terk edilmiş babası tarafından kabul edilmemiş ve dedesi ile babaannesi tarafından büyütülmüş Meltem ile erken yaşta eşini kaybeden ve çocukları tarafından yeterince ilgi görmeyen yada göremediğini düşünen Selime Teyze’nin hayatının bir rastlantı sonucunda karşılaşmalarını anlatıyor. Hem Meltem hem de Selime Teyze’nin ağzından sıra ile konuşmalarını okuyoruz. Ayfer Tunç’ta çok kullanıyor bu karakter konuşturmalarını ve benim de çok hoşuma gidiyor. Bir gün kitap yazsam ben de böyle yazmak isterdim Kitap, temelinde acıyı işliyor. Aşk acısını, anne babaya duyulan özlemden doğan acıyı ve başka türlü çeşitli acıları. Bu acıları işlerken de Şermin Yaşar’ın dili o kadar sadeki benim kişisel düşüncem bunu bilerek isteyerek yaptığı. Çünkü anlattığı olayların örneği toplumumuzda o kadar çok fazlaki bu doğallığı bozmak istemediğini düşünüyorum. Çünkü sürekli kocasının yasını tutan ve çocuklarının onunla ilgilenmediği düşünen bir tipik Anadolu kadını ve annesiz ve bir nevi babasız büyüyen tipik bir öksüz. Bu sadelik zaman zaman dilini çok çiğleştirmiyor mu? Belki evet ama göz ardı etmek zor değil. Tabi yazarımızın çok fazla çocuk kitabı yazmış olması da dilini etkiliyor. Ayrıca Şermin Yaşar’ın Anadolu’yu bu kadar iyi tanıması beni mutlu etti. Çünkü bazı beyaz yaka yazarlar
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 13:26
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Balzac ve onun “ Goriot Baba” kitabı ile geldim. Kitap 19. yy Fransa’sının Paris’ini konu ediyor. Ayrıca Restorasyon dönemi olmasıyla da o zamana ait değişimleri de gözler önüne seriyor. Kitabı, Paris’te hukuk okuyan ucuz ve varoş bir otelde kalan(kitabın tamamı neredeyse bu otelde geçiyor)sosyeteye girmeye çalışan ve gözü hep yukarılarda olan Rastignac karakteri üzerinden okuyoruz. Kitabı adını da veren Goriot Baba da bu otelde kalıyor. Goriot Baba’nın Madam de Restaud ve Madam Delphine de Nucingen adında iki kızı vardır ve Goriot Baba kızları için tabiri caizse vardan yoğa kalmıştır. Bütün benliğini varlığı ile yokluğu ile kızlarına ayırmıştır. Zaten kitabın bize anlatmaya çalıştığı da Goriot Baba’nın bu karşılıksız aşırı sevgisi ve fedakarlığıdır. Zamanla Rastignac ve Goriot babanın arasında sıkı bir dostluk oluşuyor ve Rastignac her zaman Goriot babanın yanında yer almaya çalışıyor. Kitapta çok ilginç bir karakter daha var o da otelin en tehlikeli müşterisi olan söylediği her şeyde kötülük bulunan ve Rastignac’ı da her zaman kötüye yönlendiren Vautrin. Menfaati için gözünü kırpmadan adam öldürecek birisi olan Vautrin kitap boyunca da Rastignac’ın şeytanı olmayı devam ediyor ve sürekli Rastignac’ı kötü şeyler yapması için fitneliyor. Otelin sahibi yaşlı ve bir o kadar cimri Madam Vauquer de müşterilerine sadece uyuyan yemek yiyen ve yürüyen para gözüyle bakan dini imanı para olan bir kadın rolünde okuyoruz. Bu karakterler hakkında biraz daha detaylı bilgiler vermek isterdim ama spoiler verebilirim diye şimdilik bu kadar bahsedeceğim. Restorasyon dönemi Paris’inde evli insanların metres hayatı yaşadığını, yine paranın en büyük güç olduğunu ve cebinde metelik yokken gösterişin, şaşanın olmazsa olmaz olduğunu bu kitapta
Goriot BabaHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 202118,7bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 10:27
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza benim kalemini çok sevdiğim bir yazar olan Jack London ve onun “Kızıl Veba” kitabı ile geldim. Jack London’un pastoral hikayelerini herkes bilir. Kurtları, köpekleri konu alan, bu hayvanlarla insanların kurnazlığını, acımasızlığını, vicdanını anlatan hikayeleri. İşte bu kitap bütün bu alışılagelmiş kalıpların dışına çıkıyor. Şimdiye kadar nasıl oldu da okumadım diye kendime sordum durdum. Kitap, 1912 yılında yazılmış ve sadece 60 sayfadan oluşuyor. 2012 yılında yani yazıldığı tarihin tam yüz sene sonrasında ortaya çıkan bir salgın hastalığın dünya nüfusunu ve uygar yaşamı yok etmesini anlatıyor. Kısaca koronavirüs tarzında bir virüsün çok kısa sürede herkesi öldürmesi. Kimlere bulaşacağı ve nasıl ortaya çıktığı saptanamayan bir virüs. Olayın şu yönüne dikkat çekmek gerekirse yaklaşık yüz sene öncesini bu şekilde tahmin edebilmek beni rahatsız etti. Yani bazı şeylerin planlı olarak sisteme sokulması ve bizim sadece bu planın bir aktörü olmamamız ihtimali hayli can sıkıcı. Burada Lack London’un ileri görüşlülüğümü yoksa sapkın zihniyetin planından haberdar olması bilemeyeceğiz. Salgın çıktıktan ve insan nüfusunun çok azalmasından sonra gerileyen daha doğrusu neredeyse yok olacak olan medeniyetin, kendini doktor gibi gösterip sadece şarlatan olanların yada zamanında kanun korkusundan duygularını baskılayanların sonrasında katil olması, statüsü aşağıda bir yaşam sürenlerin ise ilk iş olarak kaba kuvvetle kendine statüko sahibi yapması. Yağmalamalar,tecavüzler,cinayetler ve daha bir sürü geri kalmışlık. Medeniyet ne büyük nimetmiş diyeceğimiz olaylar ve düşünceler. Uzun lafın kısası Kızıl Veba 60 sayfalık bir kitap ve enine boyuna konuşulduğunda belki 60 sayfa tahlili yapılabilecek bir kitap. Bildiğim kadarıyla filme de
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,8bin okunma