Söz konusu Turgut Uyar olunca; konu olanın söz olmasından kaynaklı söylenecekler yetersiz kalıyor; çünkü Uyar, sözü her anlamıyla kullanabilen, bunu yaparken de hayatın dışına çıkıp kendini ve sanatını soyutlamadan, okurla aynı evrende yaşayarak var olan usta bir şair. Daha ilk şiiri Arz-ı Hal ile –bu şiir, ileride onu Turgut Uyar yapan şiirlerden biri olarak pek sayılmasa da- Nurullah Ataç gibi bir ‘dil sapığı’na ‘Ne olursa olsun, onun için atıyorum zarımı’ dedirtecek kadar sağlam bir dile sahiptir. Turgut Uyar’ı, Turgut Uyar yapan nedir diye sorulursa; şehre sinen konuyu, sesi, insanı ve insana sinen şehri, daha fazlasını değil, bu kadarını basitliğin en iyi soyutlama olduğunu bilerek yazması diyebiliriz.
Nedir Turgut Uyar’a göre şiir? Ona göre şiir, insanda değişmeyeni aramaktır. Kendi sözlerinden: “Şiirde ölmezi aramak boşunadır. Bir kez günü geldiğinde ölmeyen şiir, çağında da zaten pek yaşamamıştır. Bununla beraber değişen çağlar, değişen şiirler ortasında, insanda değişmeyeni aramak akla gelebilir.”
Şiiri, zaman içinde yapısal ve içeriksel olarak değişse de dokunduğu konular belli bir düzlemde kalmıştır, bu da insanda değişmeyendir. Uyar, kimi zaman yalnızlıktan dem vurarak, kimi zaman esriksel; Eski Kırık Bardaklar’ın kenarından, Geyikli Gece’nin içinden, Göğe Bakma Durağı’ndan, zamanın işleyen Büyük Saat’inin altından seslenmiştir bize.
İlk şiir kitapları Arz-ı Hal (1949) ve Türkiyem’den (1952-1963) sonra, Uyar başta Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) ile, kendi sesini bulmaya başlar. Şiirleri ‘toplumcu’ tüm tortulardan sıyrılır ve tüm çıplaklığı ile yaşamı önümüze sunan yapıtlara dönüşür. Uyar, 1950’lerin sonuna doğru askerliği bırakıp Ankara’ya gelir. Kır hayatından sonra yabancıladığı şehir hayatından ‘naylon’ olarak bahseder kitabın ilk şiiri