Bulutlar... İstemeden varım, istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum, birer hiç olan şeylerin ortasındaki soyut ve tensel noktayım - ki o şeylerin bir adım ötesinde değilim ben de. Bulutlar... Hissettiğimde nasıl bir sıkıntı, düşündüğümde nasıl bir rahatsızlık, istediğimde nasıl bir yararsızlık! Bulutlar... Hâlâ geçiyor bulutlar, bazıları kocaman, evler yüzünden göründüklerinden daha küçük olup olmadıkları anlaşılamadığından, sanki bütün göğü ele geçirecekler gibi geliyor insana; kimilerinin büyüklüğü belirsiz, iki bulutun birleşimi olabilir bunlar ya da ikiye bölünecek tek bir bulut - yükseklerde, yorgun gökte artık hiçbir anlamları yok; kimileri ise küçücük; güçlü şeylerin oyuncağı, saçma oyunlarda kullanılan, bir tarafa yığılmış, yalnız bırakılmış, soğuk, sönmüş toplar gibiler.
Sayfa 268 - Can Yayınları - 20. Baskı·Kitabı okudu
Gerçeğe yaklaşıyorsun bay vali, Âdem’in işlediği günahtan bu yana tarih, maddi ve manevi ıstıraplarla akıp gidiyor. Yüzyıllardan beri insanlar birbirlerine zarar vermek için dövüşüp duruyorlar. Kötü kötüyü, yalan yalanı doğuruyor. Bu da, şu güneş altında yaşayan ya da yaşamış olanlar için az bir yük sayılmaz. Cennetin kapıları kapanalı beri sayısız belâların kapıları açılmadı mı?
Herhalde sen de farketmişsindir ki, vali bey, arzuların hep geleceğe yöneliktir. İnsan bugün kendini olduğu gibi kabul eder, ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır. Çok iyi yaşıyorsan bile, yarın çok daha iyi yaşamayı istersin.