“O halde her zaman aklımla birlikte hareket etmesini isteyeyim gururumdan!
Günün birinde aklım beni terk ederse -ah kaçmayı çok sever o! -o zaman gururum da aptallığımla birlikte uçup gitsin!
Ben, yaralandığında bile ruhun derin olanı, küçük bir olaydan yok olabileni severim: Böylece seve seve geçer köprüyü
“-Küçük şeylerden bile sarsılacak kadar canlı ve derin bir ruha sahip olanı severim; çünkü böyle insanlar değişebilir.”
Güçtü, ama yılmıyordu. Bir cümle üstünde saatlerce durmak vardı: Kafasına yürüyenlerden birini seçmenin sorumluluğu vardı. Kelimelerin yetersizliğini öğreniyordu. Bazı günler sigara içtiğini küllüğün doluşundan anlardı. Acaba onun da alnı kırışıyor muydu?