Kaybolduğunda seni bulmamı istiyorsun, bunu anladım. Sen beni görmesen de ben seni göreyim. Buna kuşkun olmasın, ikimizde de aynı kuşku var. Her arayan bulamaz ama bulanlar kaybolanlardır. Senin dolaştığın vadileri tanıyorum, kaybolsan da elini tutma ihtimalim var. Bir yamaçta ansızın karşılaşabiliriz. İkimiz de o uçsuz bucaksız yolu, o inanılmaz yeşilliği arıyoruz. Bu dünyada ruha sürur verecek bir cennet, sahici bir karşılaşma, yüreğin neşidelerine ötelerden gelecek bir yankı. Seni duvarların arkadasından görmemi, kaybolursan seni bulmamı istiyorsun. Her birimiz bu dünyada hissedebildiğimizi hissetmek istiyoruz. Ben de diyorum ki her yerde O'nun lütfu var. Kalbinle gör,kalbinle duy. Kalbinle kaybol, kalbinde kaybol. Diyorum ki "elbet bulunur /iyi bir hal üzere kaybolan kişi."
Hee ne zaman bir insanda; öfke, kibir, gösteriş, övülme sevgisi be üstünlük taslama hastalıkları zuhur ederse kurtulmaya güç yetiremez. Bu özelliklerden biriyle mücadele etmek bu kadar zorken bunların hepsiyle birden nasıl mücadele edilir?
Malayani konuşmanın sebebi; kişinin bilmeye ihtiyacı olmayan meselelere hırslı olmasıdır. Ya da hoşlandığı için sözü uzatması veya faydası olmayan şeyleri anlatarak vaktini tüketmesidir.