''Değişen ve değişmeyen üzerinde nihayet herkesle buluştuk. Kılık kıyafet değiştiriyoruz, tıraş ve başlık değiştiriyoruz, nizam ve rejim değiştiriyoruz, sakallı ve sarıklı İbrahim Efendi Hoca’yı melon şapkalı ve matruş Bay Türklere değiştiriyoruz, evimizde kereveti kanepeye, siniyi masaya, yer yataklı yüklü odayı gardıroplu karyolalı odaya, gusülhaneyi banyoya, kafesli evi apartmana değiştiriyoruz. İstibdatı meşrutiyete, meşrutiyeti cumhuriyete değiştiriyoruz. Fakat KAFA ve AHLÂK, onu bir türlü değiştiremiyoruz.''
''Mustafa Kemal kimdir? Bir milletin uğrayabileceği en ağır buhranlar içinde, en vasıtasız bir milleti en vasıtalı dünya devletleri ile dövüştüren ve kurtaran adam! Sonra kurtarış zaferi gibi eşsiz bir şanı ve şerefi, milletinin dostu sandığı gerçek düşmanına karşı, hiçbir şeymiş gibi ortaya atan ve savaş silahı olarak kullanan, vicdan ve tefekkür hürriyeti uğruna göğsünü vatandaş kurşunlarına geren adam!
Şüphesiz, bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca asrının en büyük adamı idi.''
''Ne kadar uzun sürmüştü bilseniz… Tarih kitaplarından hangi gün başlayıp hangi gün bittiğini öğrenerek bu uzunluğu ölçemezsiniz. Sakarya Harbi’nin her dakikası kendi başına bir ‘zaman’ gelen, geldiğini duyuran, giden, gittiğini duyuran bir zamandı. Uyanıklığımızda, uykuda imiş gibi, sıçrıyorduk. Çünkü ben şimdi İstanbul’un bir köşesinde bu satırları, Sakarya Savaşı’nı kazandığımız için yazabiliyorum. Bu sırada siz İstanbul Denizini halâ o zafer şerefine seyrediyorsunuz.''
''Ah bu vatan, bu vatan, ne güç şartlar içinde, dosta karşı ve düşmana karşı, ne uzun, ne çetin sabır ve çile işkencesinden sonra kurtarılmıştır. O zamanları görmemiş olanlar, vicdanın unutulmasını emrettiği bu hikâyeleri, Mustafa Kemal ile onun medeniyetçi fikir arkadaşlarını iyi tanımanız için yazıyorum.''