Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmış, vatan toprakları düşman işgalinden kurtarılmıştı. Şimdi, şehit kanıyla yoğrulmuş bu kutsal topraklarda yeni ve modern bir devlet kurmaya sıra gelmişti. Fakat bu, o kadar kolay değildi. Hatta Ulusal Kurtuluş Mücadelesi kadar zordu.
İşe Meclis’ten başlamak gerekiyordu. Çünkü Birinci Mcelis başlı başına bir âlemdi.
Entarisinin üstüne ceketini çekmiş, başına fes giymiş tutucu ve bağnaz insanlardan tutun da, Kürt, Çerkez kıyafetlerine bürünmüş milletvekilleri, başları kalpaklı milliyetçiler, doktor, eczacı, kumandan, aydın, hâkim, derviş, şeyh, avukat, telgraf memuruna kadar her türden, her meslekten paşa, bey, beyefendi, ağa, hacı, hoca, bir toplumun her türünden insanı orada bulabilirdiniz. Bu Meclis, vatan topraklarının yer yer düşman tarafından işgal edilmesi üzerine ayaklanmış insanlardan oluşmuş, devleti çökmekten kurtarmak amacından doğmuş bir kurulmuştu. Tek amacı vardı: Düşmanı vatan topraklarından atmak... Devletin varlığını, bağımsızlığını ve tarihi onurunu kurtarmak...
Bu Meclis'in tek kusuru vardı ki, o da üyelerinin, ülkenin muhtaç bulunduğu sosyal ve siyasi devrimler konusundaki görüş ve düşüncelerinin birbirinden hayli farklı olmasıydı.