İbrahim Canik

Aşk ve Akıl
Hz. Mevlânâ’nın, “Aklın varsa bir başka akılla dost ol da işlerini danışarak yap; ama aşkın varsa yalnız kal, çünkü aşk seni yeterince yakar.” sözü bize bir dengeyi hatırlatıyor. Akıl, istişare ister; aşk ise insanın iç dünyasında bir ateş yakar. Ama ikisi birbirinden kopunca ortaya ya soğuk bir hesap-kitap işi ya da ölçüsüz bir coşku çıkıyor. Bu durum sadece bir hareket/topluluk için değil, her birimiz için de geçerli. İnsanın içinde aşk olacak ki yürüsün; ama akıl da olacak ki nereye yürüdüğünü bilsin. Aşk insanı kaldırır, akıl ise tutar. Aşk yola çıkarır, akıl ise yolda tutar. Bir ideali olan insan için biri olmadan diğeri eksik kalır. Bir anne/baba düşünün; çocuğunu çok seviyor. Bu sevgi, yani aşk, onu fedakârlığa sevk eder. Gece uykusuz kalır, çalışır, didinir. Burada akıl devreye girmezse, çocuğuna her istediğini verir, sınır koyamaz. Böyle bir sevgi çocuğun gelişimine zarar verir. Öte yandan sadece akılla hareket eden bir anne/baba düşünün; kurallar var, disiplin var ama sevgi yok. Bu sefer de çocuk büyür ama duygusuz kalır. Doğru olan, sevginin akılla, aklın da sevgiyle dengelenmesidir. Toplumlar da böyledir aslında. Bir toplulukta aşk varsa insanlar fedakârlık yapar, sıkıntılara dayanır, doğru bildiğinden vazgeçmez. Ama orada akıl yoksa bu sefer neyin doğru, neyin yanlış olduğu birbirine karışır. Bir dönem çok iyi niyetle başlanan ve yapılan bazı işlerin, sonradan büyük sıkıntılara yol açtığını hepimiz görmüşüzdür. Başlangıçta iyi niyet, aşku şevk ve samimiyet vardı ama ölçü olmadığından yapılanlar saman alevi gibi bir süre sonra biter. Sadece aklın hâkim olduğu durumlarda da bir süre sonra işin ruhu uçup gider. Her şey doğru ve planlı olabilir ama yapılacak şeyler içten gelmez ve insanlar sadece ‘görev’ yapar. Ve ille de yaptığının karşılığını
Tarih-Araştırma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BU DÖNGÜ NEDEN DEĞİŞMİYOR
Seçici empati: Haksızlığa uğrayanların “kendi mahallesinden” olmaması, duyarlılığı körelten görünmez bir eşik oluşturuyor olabilir. Eğer “ilke”, yalnızca kendi tarafına uygulandığında hatırlanıyorsa, artık ilke olmaktan çıkar; araca dönüşür. Ve araçsallaşan hukuk, güven üretmez. Ama değişmeyen bir gerçek var: Sessizlik, sadece bir yokluk hali değildir, bir sonuç üretir. Çünkü tepki görmeyen her ihlal, bir sonrakinin eşiğini düşürür. Hukuk, herkes için geçerli bir güvence olmaktan çıkıp, kimin için uygulanacağı belirsiz bir alana dönüşüyor. Bu durum yalnızca bugünün mağdurlarını ilgilendirmiyor. Hukukun askıya alındığı bir düzende, yarının mağdurunun kim olacağını kimse öngöremez. Tepkisizlik zamanla bir tür onaya dönüşür. Ve bu onay, yalnızca mevcut ihlalleri değil, gelecektekileri de mümkün kılar. Yangın büyürken “bize dokunmaz” diye susanlar, çoğu zaman alevlerin yön değiştirdiği anı fark edemez. Oysa hukuk, en çok da “öteki” için savunulduğunda anlamlıdır. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca hak ihlalleri değildir. Asıl mesele, bu ihlaller karşısında oluşan sessizliktir. Eğer bir toplumda hukuk sadece belli kesimler için talep ediliyorsa, orada hukuk değil, ayrıcalık vardır. Ve ayrıcalık, sürdürülebilir bir düzen değil; kaçınılmaz bir kırılmanın habercisidir. Bu sessizliğin kalıcı olmak zorunda olmadığını hatırlatmak gerekir. Hukuku herkes için savunmak, geç de olsa mümkündür ve bu ülkenin buna ihtiyacı var.
Tarih-Araştırma
NEDEN YATIRIM GELMİYOR
... Yatırım çekecek “güven”i yaratamayan ülkeler yüksek faizle borçlanıyor. AK Parti özellikle CB sistemi döneminde yatırım getiremediği için yüksek faizle borçlandı. 2026 bütçesinde faize ayrılan para 2 trilyon 700 milyar liradır! Temel soru şu: Yatırım getirip kazanmak yerine niye yüksek faizle borçlanıp sıkıntıya giriyoruz? NEREDEN NEREYE? Bu sorunun doğru cevabını, iktidarın 24. yılında Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı verdiler: Hukuki güven sorunu… ... Düşüş 2015’te başladı, otoriterleşme ve yönetimde şahsileşme arttıkça yatırım girişleri azaldı. Yüz milyarlarca dolar yatırım fonlarını yönetken şirketler, gidecekleri ülkenin ekonomisini ve hukukunu esaslı olarak inceledikten sonra karar verirler. CB SİSTEMİ Fitch adlı derecelendirme kuruluşu, daha 27 Ocak 2017 tarihli raporunda, ekonomideki bozulmaların yanında, Meclis’ten geçen CB sisteminin “denetim ve dengeleri zayıflatacağını” ve kurumlarda zayıflama olduğunu söyleyerek kredi notumuzu düşürmüştü. Venedik Komisyonu da 13 Mart 2017 raporunda OHAL uygulamalarını eleştirdiği gibi CB sisteminin kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını çok zayıflatacağını ve “kişisel rejime dönüşme tehlikesi” olduğunu yazmıştı. (Paragraf 133) Merkez Bankası bağımsızlığının da 703 Sayılı KHK ve 3 Sayılı CB Kararnamesiyle kaldırıldığını hatırlatalım. Bu kuruluşlar “dış güçler” midir? Ama yatırım gelmesini de “dışarıdan” istemiyor muyuz? KOMÜNİST ÇİN Bazı okurların “Çin’de demokrasi mi var?” diye itiraz ettiklerini biliyorum.
Alıntı
 “Yalanlar gürültülü, doğrular ise gürültüsüz olur.” 
Duygu ve Düşünce
Eski MOSSAD Başkanı'ndan itiraf: "Batı Şeria'daki şiddet holokost'u hatırlatıyor İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın eski BaşkanıTamir Pardo, Batı Şeria'da Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarını yerinde inceledikten sonra dünyada yankı uyandıracak açıklamalara imza attı. Annesinin bir Holokost kurtulanı olduğunu hatırlatan Pardo, İsrailli yerleşimcilerin eylemlerini Nazi Almanyası dönemine benzeterek "Yahudi olmaktan utanıyorum" dedi.
Tarih-Araştırma