İbrahim Canik

Hukuk ‘silah’ mıdır?
Hukukun otorite tarafından hasımlara hatta rakiplere karşı “silah” veya “alet” gibi kullanılması… Bütün milletlerin tarihleri bunun örnekleriyle doludur, hem de çok acı… Bu acılardan ders alındığı içindir ki insanlık “kuvvetler ayrılığı” ve “yargı bağımsızlığı” kavramlarını geliştirdi. Bu kavramların arkasında büyük ahlak ve adalet felsefeleri var. Bu sayededir ki hukuk, otorite sahiplerinin elinde “silah” veya “alet” olmaktan çıkar, aksine, otoriteyi denetleyecek ve dengeleyecek bir üstünlük kazanır. Biz bunu başaramadık. TAHA AKYOL KARAR 26/04/2026
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
BİZE HİZMET EDEN BİLGİ DOĞRUDUR
Bilginin artık bir keşif yolculuğu olmaktan çıkıp, nasıl birer “ikna sopasına” dönüştüğünü; hakikatin o zarif fısıltısının, dijital gürültüde nasıl da boğulduğunu görmek zannederim sizi de rahatsız ediyordur. Bazen düşünüyorum da, acaba ben mi çok yavaşladım yoksa dünya mı çok hızlandı? Eskiden bir şeyi merak ettiğimizde okuyup araştırdıktan sonra bir karara varırdık. Şimdi ise önümüze konan o “fast-food” bilgiler, sanki kâinatın son sözüymüş gibi servis ediliyor. Bilim dediğimiz şey, doğası gereği “şimdilik kaydıyla” konuşan, her cevabın yanına on tane yeni soru işareti koyan bir disiplin değil mi? “Elimizdeki veriler bizi buraya götürüyor ama ya öyle değilse?” demek, bilimin namusu değil mi? Ama gel gör ki, sosyal medyanın o siyah-beyaz ekranlarında griye yer kalmamış. Ya “kesin öyledir” ya da “kesin böyledir!” Oysa hayatın kendisi kocaman bir gri alan değil mi? “Olgu bükmek” kavramı: bir haberi veya bir bilgiyi alıp inancımıza, siyasi görüşümüze veya duygularımıza hizmet eden o küçücük yüde 10’luk kısmını cımbızla çekip çıkarıyoruz. Geriye kalan o yüzde 90’lık koca gövdeyi, o gerçeğin asıl iskeletini ise hiç acımadan çöpe atıyoruz. Olgu dediğimiz o sert çeliği, kendi ideolojik kalıbımıza uydurmak için eğip büküyoruz. Belki bunu yaratılışımızdan gelen bir savunma mekanizmasıyla, belki o zihinsel tembelliğimizle yapıyoruz ama sonunda elimizde kalan şey hakikat olmuyor; sadece bizim duymak istediğimiz o tatlı yalanın bir yankısı oluyor. Bazen bir grupta veya bir sohbette bu bükülmüş gerçeklere itiraz ettiğinizde, konunun bir anda nasıl “din-evrim” çatışmasına veya “komplo teorilerine” evrildiğini görmüşsünüzdür. Bilgi bir veri olmaktan çıkıyor, bir anda ideolojik bir mermiye dönüşüyor. İnsanlar eteğindeki taşları dökmeye başlıyor ama kimse o taşlarla bir bina
Tarih-Araştırma
Anlatılanlar
‘Acaba’nın kıymeti; ya öyle değilse!
Tarih-Araştırma
Acı ama gerçek
Yüzü sirke satan balcının hikayesini hatırlıyor musunuz? İlkokul okuma kitaplarının hepsinde vardır. En kaliteli ballarla dükkanını doldurmasına rağmen kimsenin alışveriş yapmadığı balcının, bize iletişim dersi verdiğini o günlerde elbette bilmiyorduk. Söylem ve eylem birlikteliği sadece ilkesel zorunluluk değil, aynı zamanda güçlü bir iletişim stratejisidir.  İslam alimleri, “Temsil, tebliğden önce gelir, yani ondan daha önemlidir!” derken aslında çok önemli bir noktaya parmak basmıştı. Söylem ve eylem uygunluğu hatta eylemin daha belirleyici olduğunun ifadesiydi. Allah, dini sadece söz yani kitap olarak değil, bir uygulayıcının eliyle, peygamberlerle göndermedi mi? Allah, Kuran’da, “Ayetlerimi az bir ücret karşılığında satmayın!” derken ne karşılığında zulümlerin payandası oldunuz? Kitap ile insanlar arasında köprü olmanız gerekirken nasıl engel haline geldiniz? İbrahim Ethem’in sarayının çatısında devesini arayan dervişin dediği gibi: “Evet çatıda deve ne gezer; ama sen de saraylarda dervişlik taslıyorsun ya.” “Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez!” diyen İmam-ı Azam’ın haklılığının canlı örnekleri hiçte azımsanmayacak kadar çok değil mi? Kanadı kırık kuş ile dervişin Süleyman Peygamber huzurundaki davasını hatırlayın. Ne demişti kanadı derviş tarafından kırılan kuş: “Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. ‘Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar’ diye düşündüm. Neden sonra niyetini anlayınca kaçacak oldum bu sefer de geç kaldım. Uçamadım, kanadım kırıldı. O yüzden cübbesini çıkarın üzerinden, başkasını aldatmasın..” Bir neslin kanadını kırdılar, dinden imandan soğuttular.
Duygu ve Düşünce
"Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez!”  İMAMI AZAM
Duygu ve Düşünce