Gene de, dili kurma ve manipüle etme planının arkasındaki dürtüler ve tasarlanan dönüşümün derecesi ne olursa olsun, devlet gücü bu tasarıda özsel bir yere sahiptir.
Çünkü, milliyetçi mitin aksine, bir halkın dili, milli bilincin temeli değil, Einar Haugen’in deyişiyle “kültürel bir eser”dir.Modern Hint anadillerinin gelişmesi bunun açık bir örneğidir.
O zaman en fazla sayıda yurttaşın konuşma ve/veya anlama ihtimali en yüksek olan ya da onlar arasındaki iletişimi en çok kolaylaştıran dili seçmek gerekirdi. II. Joseph’in çok milletli imparatorluğunun idari dili olarak Almanca’yı seçmesi bu anlamıyla tamamen pragmatik nedenlere dayanıyordu. Nitekim Gandhi’nin (kendisi anadil olarak Guceratça’yı konuşuyordu) geleceğin bağımsız Hindistan’ı için Hindu dilini seçmesi ve milli iletişim aracı olarak 1947’den beri Hintlilerin en az kabul edebilecekleri İngilizce’nin seçilmesi de aynı pragmatik nedenlere dayanıyordu.