Türklük bir şuur olarak ortaya çıkmıştır. Yani Osmanlılık ve İslamlık değil ön planda Türklük vardır. 1800’lü yıllar, bir milletin kimliğinin önemli bir kısmının tespit edildiği bir devirdir. Fakat Türk kimlik ve şuurunu yerleştiren olaylar, şüphesiz ki böyle münevverlerin faaliyetleri, tarih ve din kitapları değildir sadece. Herkesin bildiği gibi Balkan muharebeleridir, Çanakkale savaşlarıdır, Yemen’dir, Galiçya’dır, Kafkasya’dır. Yani her ailenin şehit verdiği, cemiyetin altüst olduğu, hakikaten toz dumanın ortalığı kapladığı söz konusu dönemlerde, vatan savunması denilen olayların etrafında insanların milli kimliği oluşur. Bu çok önemli bir keyfiyettir.
Türk kimliği ve şuuru; tarih kitabı okutarak, tarihi piyes seyrederek, tarihi film çekerek veya şiirle, müzikle oluşmuş değildir. Doğrudan doğruya kan, ateş ve kavga ile oluşmuş. Bu nedenle Türk kimliğine sahip olan adam, Xenophobia (yabancı düşmanı) olmuştur; ister kabul edin ister etmeyin ama bu böyledir. Xenophobia böyle dramatik bir tarihin sonucudur. Halk nezdinde bunun düzelmesi çok zaman alabilir, dahası bunun aksine durumlar tezahür ettiği takdirde toplumda bu duygu devam edecektir.
Eski dünya kıtaları tarihinin hemen hiçbir safhası, dünya coğrafyasının hemen hiçbir önemli parçası yoktur ki orada Türkler olmasın. Türkler olmadan hiçbir önemli Avrupa devletinin milli tarihi incelenemez. Yine aynı şekilde hiçbir Ortadoğu ülkesinin, hiçbir Rus-Slav ülkesinin milli tarihi ve kimliği Türkler hesaba katılmadan anlaşılamaz. Bu, Ortaçağların derinliklerinden başlar ve yakın zamanlara kadar devam eder. Öyle ki Türkler olmadan Orta Çağ olamaz, Rönesans olamaz, 1. Cihan Harbi anlaşılamaz.