"Karım kitapların 'gerçek' olmadığını söylüyor."
"Bunun için Tanrı'ya şükür. Onları kapatabilirsin, Bir saniye bekle, diyebilirsin. Ona Tanrı rolü oynarsın. Oysa insanı bir televizyon odasına tohum attığında hapseden pençeden kim kendini kurtarabilmiş ki? Seni istediği şekilde büyütüp şekillendirir! Dünya kadar gerçek bir ortamdır. Gerçeğe dönüşür ve gerçek olur. Kitaplar mantıkla alt edilebilir. Ama onca bilgime ve şüpheciliğime karşın, o inanılmaz oturma odalarında bulunan ve onların parçası olan, tam renkli, üç boyutlu, yüz kişilik bir senfoni orkestrasıyla tartışmayı asla başaramadım.
Eh, ihtiyacımız. olan birinci şeyi söyledim işte, Nitelik, veri dokusu."
"Peki ya ikincisi?"
"Serbest zaman."
"Ah, ama mesai dışında epey zamanımız oluyor."
"Mesai dışında, evet. Ama düşünmeye zamanımız oluyor mu? Ya saatte yüz altmış kilometreyle araba sürüyorsun ve tehlikeden başka bir şey düşünemiyorsun ya da oyun oynuyorsun veya bir odada, dört duvarlı televizyon alıcısıyla oturuyorsun... ki onunla tartışamazsın. Neden? Televizyon alıcısı 'gerçektir'. Anlıktır, boyutu vardır. Sana ne düşüneceğini söyler, bangır bangır kafana sokar. O haklı olmalıdır. Öyle haklı görünür ki. Vardığı sonuçları sana öyle peş peşe söyler ki zihninin itiraz etmeye, 'Ne saçma!' demeye vakti olmaz."
"Profesör Faber, size soracağım çok tuhaf bir soru var. Bu ülkede Kitab-ı Mukaddes'in kaç kopyası kaldı?"
"Neden bahsettiğinizi biłmiyorum!"
"Hiç kopyası kalıp kalmadığını bilmek istiyorum."
"Bu bir tür tuzak! Telefonda herkesle konuşamam!"
"Shakespeare ile Platon'un eserlerinin kaç kopyası kaldı?"
"Hiç kalmadı! Bunu siz de benim kadar iyi biliyorsunuz. Hiç kalmadı!"
İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya lowa'da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, 'gerçekleri' boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle 'zeki' hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar... hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez.