Anlaşılan insanın hayvani varoluşu bunu emrediyor; insan kitle halindeyken kötücülleşiyor, sınırlanıyor, akıldışılığa savruluyor. Kitle halinde insana her türlü hastalık kolayca bulaşabiliyor ve bütün geniş yollar, dönüp dolaşıp bir çıkmaz sokağa varıyor. İnsan, sanatı tam da bu yüzden yaşamdan üstün tutuyor!..
Görüyorsunuz ya, insanın yapıp ettiği her şey taslak halindeyken ne kadar güzel, ama resme dökülünce ne kadar iğrenç. Sözgelimi İsa'nın dağdaki vaazının eskizini alın: Leylaklarıyla, başaklarıyla ne kadar büyüleyicidir! Oysa zangoçlarıyla, kamp ateşiyle ve Kardinal X. ile tablo haline geldiğinde ne kadar da çarpık! Yapıtı bir deha başlatıyor, bir budala sürdürüyor ve bir hayvan tamamlıyor. Denizin tertemiz, serin, köpüklü dalgaları kir çamur içindeki sahile vuruyor da bütün o kir ve çamurlarla karışmış halde geri çekiliyor. Aşklarımızın ya da ömrümüzün başlangıçları, Roma'nın ya da Fransız Devrimi'nin başlangıçları – bütün başlangıçlar ne kadar güzel! Peki ya sonları? Tek bir insan, ömrünü doğduğu kadar güzel bitirebilse bile kitlelerin, evet kitlelerin Wandergood, bütün toplu ayinleri mutlaka ve mutlaka rezaletle sonlanır!
Müzede hoşuma giden bir başka durum da, mermer heykellerin kalıntılarını, bir heykel ayağından kopmuş küçücük bir parçayı bile azami titizlikle saklamaları. Illinois'lu bir eşek olarak bu parçalarda neyin kıymetli olduğunu hiç anlamıyorum, ama artık eminim ki, bunlarda kıymetli bir şeyler var; senin bu özenli korumacılığından epey etkileniyorum insan evladı! Aman sakla! Canlı ayakları kır, hiç önemi yok, ama bu kalıntıları saklamak zorundasın. Ne güzel; dirisiyle ölüsüyle sürekli değişim halinde olan insan soyu, bir mermer ayaktan kopmuş iki bin yıllık kırıntıları saklıyor.
– Ama kanunlar değişebilir Magnus.
– Kanunu değiştirmeniz demek, yalnızca zorunluluğa ve daha önce bilmediğiniz yeni bir kanuna boyun eğmeniz demektir.
– Peki insanı patlatmanın yöntemini biliyor musunuz?
– Biliyorum.
– Bilginizi benimle de paylaşmanız mümkün mü?
– Ne yazık, bunu anlatması da anlaması da pek kolay değil, yüksek gerilim akımı gibi... Üzerinde uzun uzun konuşmak gerekir sevgili Wandergood.
– Kısaca olmaz mı?
– Kısaca söylersek... İnsana mucize vaat etmek gereklidir.
– Hepsi bu mu?
– Hepsi bu.
– Yine mi kandırma? Bizim ihtiyar maymun gibi mi?
– Yine kandırma. Ama ihtiyar maymunun yaptığı gibi değil, haçlı seferlerindeki gibi de değil, cennette ölümsüzlük vaat ederek de değil. Artık başka özlemlerin, başka mucizelerin çağındayız. Kardinal bütün ölülere diriliş vaat etmişti, bense bütün canlılara diriliş vaat ediyorum. Onun peşinden ölüler geliyordu, benimse... bizimse canlılar gelecek.