Bırak içindeki , kaybolana hayalleri
Sahte bayat düşleri, manidar gülüşleri
Bırak bırak ,biran bırak
Senden ırak ,suyum kurak.
Seni yarandan vuran, şaşırtıp kudurtan
Olduğun yerde solduran, hapları yutturan
Bırak bırak hayasızları biran bırak,olum bırak
Senden ırak , suyum kurak .
Sürekli arayan,hep hazin sonu bulan
Bahtsız bir kul olan ,her seferinde yol alan
Bırak bırak olmayı bırak olum bırak biran bırak
Senden ırak, suyum kurak
Biran bırak ,biraz bırak ,ne olur bırak......
Bu yazıda kendi doğamı yansıtıp enerji durumuma göre hissettiğim potansiyel benlerden bahsetmek istiyorum. Belki siz de kendi içinizde benzeyen ortak bir yön bulabilirsiniz.
Bunu açıklamanın aslında yersiz olduğunu biliyorum. Fakat roman okumayı bu yüzden sevmiyorum; çünkü yorucu bir hayatın üstüne yorucu bir anlam fırtınası bana gereksiz geliyor. Daha çok yaşayarak, deneyimleyerek, okumadığım şeylerin açığını kapatıyor olmalıyım.
En prime zamanımda ben olsaydım, biraz varoş olmak isterdim. Çünkü zaten varoşluk her kültürde var. Afrika kabilesinde en boyalı olan erkek ön planda olduğu gibi, boyasız olan erkek varoş gözüktüğü için ben de varoş olmak isterdim.
Veya modern olmak istesem, bir muzu sanat eserine dönüştürenlerin sergisine göz gezdirmek yerine gerçekten izlemeye değer bir zanaatkârın el oyması işçiliğini seyretmek bana daha mantıklı geliyor.
Önemli bir şahıs olmak isteseydim, kesinlikle bürokrat olmak istemezdim. Çelişkili bir toplumda eğer çok zekîysen insanları her şeye inandırabilirsin, ama bunlar bana göre değil. Ben daha çok Bob Marley tarzında olmak isterdim; paranın ne olduğunu bilen ama hiç kullanmayan tarafta. Bu tür bir ünlülük bana daha mütevazı bir hayat sunar ve bu mütevazı hayatın içinde sahte insanları ayıklamak daha kolay olur.
Yalnız bir adam olmak isteseydim, Norveç’te bir balıkçı olmak isterdim. Kendimi onlara yakın hissediyorum; çünkü duygularıma göre mütevazılığı ve gösterişsizliği seviyorlar.
---
Mir’ât-ı Rûh
İz bırakan yarayla gezen insan
Biz birbirimizi tanırız uzaktan
Aynı yollar farklı zamanlarda olsa
Tanırız, belleriz, “Tamam işte, o benden,” deriz.
İşte ruhların varoluş senfonisi
Konuşmaya gerek yok, bakışta duyarız
Duyarız, Mir’ât-ı Rûh’un sesini
Seni, beni; bende seni, sende beni duyarız
İşitiriz,
Dinleriz,
Bir kelime düşer sessizliğin içine,
Zamansız, tarifsiz bir biçimde.
Ve o an anlarsın:
Bazı insanlar cümle değil,
Bir gazel yankısı gibidir.
Eksik sanırsın kendi benliğini,
Meğer onunla tamamlanan bir izmişsindir.
İki ruh, bir aynada,
Ömür boyu yan yana...
Dağı ovayı doldurmuş bir feryat,
Kimine cennet düşmüş kimine arasat
Tevazu kibr’in üstüne bir at sürmüş,
Kibir bir bakmış bir atı bin at görmüş.
Âsî kibir, hiç bırakmamış işi,
Dağ başını tutmuş geçirmiş kışı.
Tevazu, bir ırmak olup akmış,
Belli ki derdi denize varmakmış.
Ne kadar güçlü aksada pınar,
Varamaz denize, toprağa sızar.
Su suyla kavuşur,
Başka sularla buluşup denize ulaşır.
Denize kadar ırmak idi adın,
Gerisini bırak denize vardın.
İnci hayal değil ki, deniz olana,
Ya altın,
Neden hayal olsun ona.
Her bir dalgada bir cevher bulasın,
İnci, mercan, yakutlar bulasın..
Budur sermaye bu bahre dalana
Arı dirlik gerek cevher bulana
Yendi tevazu yüz bin çevik eri,
Zapt etti bütün deniz ve kaleleri..
Ne demişler, tevazu edeni define bekler,
Yüce yer gözeten de derdine dert ekler
Tevazuyla gelsen meydan senindir,
Cevher senden çıkar maden senindir....