Renkler çekildi işte simsiyah bir saraya;
Birbirine müsavi artık her şey: Gecedir.
Geldi minarelerle kuyular bir hizaya;
Ya her şey dev gibidir, yahut her şey cücedir.
Bir sular hücumudur ansızın hafızaya;
Bu, başlıyan, belki de biten bir işkencedir.
Kafalar ayna gibi şimdi bir muammaya;
Bu, içinden çıkılmaz bir müthiş bilmecedir.
Korku bir kokudur ki karışmış bu havaya;
Ve sükût bir çığ gibi büyüyen düşüncedir.
Şimdi her kımıldanış usulca, sessizcedir.
Bir torba tutmuş gibi boşlukta bir el güya,
Gülen, ağlıyan başlar düştü aynı torbaya;
Gece bir sebep değil, belki bir neticedir.
Kar yağıyor, yine kar, yine mahşer gibi kar.
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar,
Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar;
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar.
Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar;
Sanırım ki uçuyor gözüm de hatıralar.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar..
CANETTİ, seksen yaşındayken şöyle yazar: "Ama ben ölüme lanet okuyorum. Elimden başka türlüsü gelmiyor. Bunun dışında kör de olsam, başka bir şey yapamam, ölümü bir tekmeyle geri itiyorum. Onu kabullenmiş olsam, bir cani olurdum." [s. 66]