Yusuf karakteri gerçekten “yalnız” hissettiren bir karakter. Çocukluğundan itibaren yaşadığı şeyler yüzünden hayata karşı sertleşmiş ama aslında içten içe kırgın biri gibi duruyor. Bence kitabın en etkileyici tarafı da bu; Yusuf kötü biri değil ama bulunduğu dünya onu sürekli köşeye sıkıştırıyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri kasaba ortamının bunaltıcılığı oldu. Herkes birbirinin hayatına karışıyor, çıkar ilişkileri dönüyor ve güçlü olan hep haklı çıkıyor. Sabahattin Ali bunu öyle doğal anlatıyor ki okurken “bu insanlar bugün de var” hissi oluşuyor. Özellikle Şakir gibi karakterler insanda ciddi sinir yaratıyor çünkü kibirli ve dokunulmaz hissediyorlar.
Yusuf’un konuşmayan, içine atan yapısı da kitabı farklı yapıyor bence. Çoğu romanda karakter sürekli ne hissettiğini anlatır ama Yusuf’ta öyle değil. Daha çok davranışlarından anlıyoruz ne yaşadığını. Bu yüzden karakter daha gerçek hissettiriyor. Hatta bazı yerlerde insan “bir şey söyle artık” diye düşünüyor ama zaten onun trajedisi de biraz burada başlıyor.
Muazzez ile olan ilişkileri de bana çok “sessiz bir sevgi” gibi geldi. Büyük romantik cümleler yok ama Yusuf’un hayatta gerçekten değer verdiği tek şeylerden biri Muazzez gibi hissediliyor. Bu yüzden roman ilerledikçe oluşan gerginlik insanı rahatsız etmeye başlıyor çünkü kötü bir son yaklaşımı hissediliyor.
Kitabın sonunda ise insanda garip bir boşluk kalıyor. Çünkü olay sadece Yusuf’un hikâyesi değil aslında. Bir insanın yanlış insanların arasında, yanlış düzende nasıl yavaş yavaş parçalandığını görüyorsun. Sabahattin Ali bunu dramatik olmaya çalışmadan anlatıyor ve bence kitabın gücü de burada yatıyor.
Benim için Kuyucaklı Yusuf, aşk hikâyesinden çok “uyum sağlayamayan bir insanın yalnızlığı” üzerine bir romandı.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,7bin okunma
Bir kişinin bencilliğinin kaç kişinin hayatına maal oluduğunu gördüğüm bir okumaydı. Neyse ki ilahi adalet sonunda tecelli etti. Gerçek hayatta da tecelli etmesi dileklerimle :)