Ben ikisini izlemek için en ufak bir ihtiyaç duymadan geride kaldım. Bu hikâye benim için bitmiş, yaşadığım erotik gerilim duygusu neşeli bir rahatlamaya dönüşmüştü, bütün heyecanım dağılmış ve geriye, aniden bastıran kötücüllükle yaptığım başarılı şakanın verdiği sağlıklı bir doygunluktan başka bir şey kalmamıştı. Kendimden küstahça, neredeyse taşkın bir hoşnutluk duyuyordum.
Aynı benim kadar kayıtsız ve bana denk olduğu, ikimizin de soğukkanlılıkla başkalarının tutkusuyla oynamaya alışkın olduğumuz ortadaydı, tutkumuz gerçek olmasa da seyretmek ve böyle yavan bir günde hararetli bir oyuna girmek güzeldi.
Bakışları sürekli hareket halindeydi, her şeye dokunuyor, ama hiçbir şeyi sıkıca kavramıyorlardı – gözlerindeki kara ışıltılı gülücükler sadece bana mıydı, yoksa herkes için geçerli miydi? Bu anlaşılmıyordu ve beni uyaran da bu belirsizlikti. Bir işaret feneri gibi belli aralıklarla beni tarayan bakışları vaatlerle dolu gibiydi, fakat aynı çelik pırıltılı gözbebekleri, üzerlerine ilişen diğer bütün bakışları da hiçbir seçim yapmadan, sadece oyun sevinciyle,
Fakat bir süre sonra bundan da sıkıldım. Karşılaştığım insanlar hep aynılarıydı; yüzlerini de, jestlerini de artık ezbere biliyordum. Yakınımda boş bir sandalye vardı. Oturdum.
Gerçek anlamda arzulamayı değil, sadece kadınların varlığıyla oluşan o sıcak esintide şehveti hissetmeyi seviyordum; heyecanlanmayı değil, sadece ilhamını seviyordum.