Daha güzel bir dünyanın, daha özgürlüklü dünya olmadan gerçekleşemiyeceği açık. Daha özgürlüklü bir dünyanın kurulabilmesi için de “tabuların yıkılması gerekli. Her türlü tabu yıkılmalı. En başta da “din”lerden,”inanç”lardan kaynağını alan tabular.. Özgürlükleri bağlayan her türlü zincir kırılmalı. En başta da kafalardaki “iman zinciri”…
Bu zincirlerin geçerli olduğu toplumlardaki insanlar, gerçekte “insanlar”dan daha başka şeydirler. însanm “düşünme” özelliğine tam yaraşır biçimde düşünemezler, “iman” kalıpları içindedir düşünceleri. Doğanın yapışma, yasalarına ters doğrultudaki “değişmezlikler” içinde… Duyguları da öyledir. Hepsi “göklü” dür, “Tanrı damgalı”dır. Zincirli olması yüzünden gelişme gösteremez; değişmelere, gelişmelere ayak uyduramaz. Uyumlar bile uyumsuzluklarla doludur. Dünyamızdaki her tür olumlu gelişme, “din”inki, “iman”ınki başta olmak üzere, “tabu”ların zincirlerinden kurtulabildiği, yol bulabildiği ölçüde gerçekleşebilmiştir. “İnsan aklı”, bilim, teknoloji, “insan haklan” alanında ulaşılan noktalar, bu yoldaki adımların ürünleridir.
“Akıl” ve “bilim”, aydınlık kesimdedir. “Din”, “iman”sa karanlık kesimde. Aklın, bilimin “ölçüleri” bellidir. “Gözlem” vardır, “deney” vardır, “nesnellik” vardır… Yolu “ışıklandıran da bunlar. Din ve imandaysa bunlar yoktur. Karanlığı da bundan…
Öyleyse “din”in üzerine nasıl gidilmesi gerektiği ortada ve son derece açık: Karanlığın üzerine nasıl gidilirse, “din”in üzerine de öyle gidilmelidir. Karanlıkla savaşılırken ışık gerekli. Dinin, imanın üzerine giderken de…