Karanlık, insanlık tarihinin derin çukuruna inşa edilmiş bir senfoninin adıdır: Kölelik Senfonisi. Bu melodi, notalarını demir zincirlerin şakırtısından, ritmini açlık ve gözyaşından alarak çağlar boyunca süregeldi. Ve bu lanetli eserin orkestra şefleri, daima aynı yalanın ardına sığındılar: Kendini "elit ırk" diye tanımlayan, kibrin çamuruna saplanmış bir güruh.
Bu "elit ırk" safsatası, tarihin her döneminde kılık değiştiren, insanlık onurunu kemiren bir kanserdir. Bir ruhu, bir vicdanı; ten rengi, soy veya coğrafya ile tartıya çıkarmak en büyük ahmaklıktır. Bu düşünce, kendini diğerlerinden soyutlayarak, en insani olan şeyden, yani çeşitliliğin bereketi ve dayanışmanın gücünden mahrum bırakır. Bu kibir, duvarları önyargı, zemini nefretle örülmüş, kendi kendine inşa edilmiş bir hapishanedir. Ve bu hapishane, Kölelik Senfonisi’nin vahşi giriş bölümüdür.
Aşkın zulmün gerekçesi, güçlünün zayıfı ezmek için uydurduğu içi boş bir mitostan, bir yalandan ibarettir. Oysa gerçek asalet, doğuşta değil, bilgide, erdemde ve merhamette gizlidir.
Kölelik, bu kibirli yalanın somutlaşmış halidir. İnsan ruhunu bir eşya, bir meta statüsüne indirgeme cüretidir. Bu senfoninin acı ezgileri, geçmişin gemi ambarlarında yankılandığı gibi, bugün de modern köleliğin atölyelerinde, sınır tellerinin ardında ve ekonomik sömürünün görünmez çarklarında yankılanmaya devam ediyor. Her bir zincir halkası, sadece bir bedeni değil, tüm insanlığın vicdanını prangalar. Her bir sömürü izi, zalimin değil, tarihin yüzündeki silinmez bir lekedir.
Ancak bu senfoni, en ağır kamçı darbeleriyle bile ruhları esir alamadı. İnsan ruhunun özgürlük aşkı, en ağır prangaları bile parçalayacak güce sahiptir. Senfoninin en baskıcı notalarında dahi, bir "hayır"ın, bir direniş fısıltısının, bir ilahinin sessiz notası