Mehmet BAZMAN

Mehmet BAZMAN
@Cefai
Kalemin ucundaki kişisel deneyimler, bir yaprağın damarlarındaki şiirler ve dünyanın nabzını tutan güncel konular.
Yazar
Almanya
Bingöl
13 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı

Mehmet BAZMAN

, bir kitap okudu
Puan vermedi·168 syf.·
2025 1. kitabı
Sabahattin Ali
8.8/10 · 375,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Demokrasi Maskesi Altında Siyasi İkiyüzlülük
Bugün, Nobel Barış Ödülü'nün adı bile benim için bir çelişkiler yumağını temsil ediyor. Ödül, "ulusların kardeşliği, silahsızlanma ve barış kongreleri düzenlemek için en çok çaba sarf edenlere" veriliyor. Ancak 2025 yılında bu ödülü alan Venezuela'lı muhalif lider Maria Corina Machado'nun geçmişteki açıklamaları, bu asil amaçların nasıl siyasi çıkarlar uğruna çiğnendiğinin açık bir göstergesi. Machado, kendisine ödül getiren demokrasi ve insan hakları söylemlerinin aksine, geçmişte "Büyükelçiliğimizi Kudüs'e taşıyacağız" demiş bir isim. İsrail gibi, uluslararası hukuku ihlal eden, Filistin halkının temel haklarını gasp eden bir devletle "yakın ilişkiler" kurma sözü, nasıl olur da "barış" ile aynı kefeye konulabilir? Bu durum, ödülün gerçekte neyi onayladığı sorusunu akıllara getiriyor: Barışı mı, yoksa belirli bir siyasi çizgiyi ve güç odaklarını mı? Norveç Nobel Komitesi, Machado'ya ödülü, "Venezuela halkının demokratik haklarını savunmadaki yorulmak bilmez çabaları" ve "diktatörlükten demokrasiye barışçıl bir geçiş" mücadelesi nedeniyle verdiğini açıkladı. Komite başkanı, onu Latin Amerika'daki "en olağanüstü sivil cesaret örneklerinden biri" olarak niteledi. Ancak komitenin bu kararı alırken, Machado'nun İsrail yanlısı politikalarını görmezden gelmesi, ödülün siyasi bir enstrümana nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Bir taraftan Venezuela'da demokrasi mücadelesi övülürken, diğer taraftan dünyanın başka bir köşesinde işgali ve insan hakları ihlallerini destekleyen bir duruşun ödüllendirilmesi, barış kavramına yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Bu ikiyüzlülük, Nobel Barış Ödülü tarihinde bir ilk de değil. Komite, geçmişte de birçok tartışmalı ismi ödüllendirdi. Örneğin, 1973'te Vietnam Savaşı'ndaki rolüyle eleştirilen Henry Kissinger'a ödül verilmişti. Bu
Duygu ve Düşünce
Gazze'deki Anlaşmanın Perde Arkası
Bugün, Gazze'de ilan edilen ateşkes anlaşmasını okurken içimde tarifsiz bir burukluk var. Dışarıdan "zafer" gibi sunulan bu anlaşma, aslında Filistin halkına dayatılan yeni bir stratejik tuzağa benziyor. Görünmeyen Haritalar ve Sınırlar Anlaşmada "X numaralı harita" diye bahsedilen, kimsenin görmediği bir belge üzerinden çekilme planları yapılıyor. İsrail ordusu "kısmi çekilme" yapıyor ama hangi sınırlara çekiliyor? Bu haritanın gizli tutulması, gelecekte yeni toprak kayıplarının kapısını aralıyor. Rehine Matematiğindaki Adaletsizlik Hamas'ın elindeki tüm İsrailli rehineleri serbest bırakması isteniyor, karşılığında İsrail ise "karşılık gelen sayıda" Filistinli tutuklu serbest bırakacak. Bu matematikteki oransızlık ortada: Binlerce Filistinli tutukluya karşılık bir avuç İsrailli rehine. Adalet değil, pazarlık bu. ABD'nİkili Oyunu En rahatsız edici detaylardan biri, ABD temsilcilerinin İsrail kabine toplantısında bulunması. Aynı ABD ki, anlaşmanın garantörü olarak sunuluyor. Tarafsız arabulucu mu, yoksa İsrail'in stratejik ortağı mı? Bu ikiyüzlülüğü görmemek için kör olmak gerek. İnsani Yardımın Acı Gerçeği "Günlük 600 tır insani yardım" büyük başarı gibi lanse ediliyor. Oysa 2 milyonluk Gazze halkı için bu, bir damla su. Üstelik "asgari düzeyde uygun" ifadesi, standartların ne kadar düşük tutulduğunu gösteriyor. Açlık ve yoksulluk, pazarlık masasında koz olarak kullanılıyor. Sessiz Sedasız Kaybedilen Haklar "Hiçbir kamu töreni veya medya yayını yapılmayacak" maddesi belki de en tehlikelisi. Bu, Filistinlilerin zaferlerini kutlama, moral bulma hakkının elinden alınması demek. Psikolojik savaşın bir parçası olarak, direniş ruhu sistematik şekilde eziliyor. Denetim Komitesindeki Denge Sorunu Türkiye'nin de içinde bulunduğu denetim komitesi, ABD'nin ağırlığı
Filistin
Solgun Aynalarda Yitirilen Yüzler
Bir zamanlar, üniversitelerin taş duvarları arasında bilginin fısıltısı dolaşırdı. O mabetlerin loş kütüphanelerinde, ahşap masaların üzerine eğilmiş her bir genç, yalnızca harfleri değil, kâinatın sırrını hecelerdi. Hocanın kürsüsü bir vaaz makamı değil, bir bilgelik pınarıydı ve oradan akan her damla, bir ruhu yeşertirdi. O zamanlar bilgi, peşine düşülen kutsal bir ceylandı; sabırla izi sürülür, saygıyla yaklaşılırdı. Şimdi o mabetlerin kapısına kilit vuruldu; yerlerine, bacalarından diploma dumanı tüten devasa fabrikalar kuruldu. O kutsal ceylanın postu, vitrinlere konulmuş, etiketlenmiş bir metaya dönüştü. Bilginin peşindeki o adanmış ruh, elinde kredi kartıyla gezen bir müşteriye indirgendi. Artık ruhu besleyen değil, CV’yi parlatanın peşindeyiz. Derslikler, birer pazar yerine, notlar ise en acımasız para birimine dönüştü. Işık ve Gölge Arasındaki Araf Dün, bir zihin, Platon’un ruhuna dokunabilmek için onun dilinin labirentlerinde yıllarca kaybolmayı göze alırdı. Bugünün pragmatik aklı ise, tek tıkla indirilen özetlerin sığ sularında serinliyor ve fısıldıyor: "Bu bana ne kazandıracak?" Ruhun doyumu, yerini cebin doluluğuna terk ettiğinde, en büyük iflas başlamış demektir. İnsanın değeri, zihninin derinliğiyle değil, cüzdanının kabarıklığıyla ölçülür oldu. Beton yığını kampüsler yükseldikçe, içlerindeki hayaller bodur kaldı. Ufuk çizgimiz, binaların gölgesinde yitip gitti. Ellerimizde taşıdığımız o parlak kartonlar, aslında zihinlerimize vurulmuş paslı birer kelepçedir. Çünkü bu sistem, kanat çırpan düşünceleri değil, kafesteki tekrarı alkışlıyor. Özgün olanı değil, itaatkâr olanı taçlandırıyor. Bu sahte düzenin en acımasız oyunu şu: Hayatın baharındaki o taze filizden, daha hangi toprağa kök salacağını bilmezken, gövdesinin hangi yöne uzanacağına dair ebedi bir
Duygu ve Düşünce
Barış Maskesi ve Savaşın Yüzü
Zaman, Washington ufkunda son nefesini verdiğinde, Orta Doğu’nun üzerine sahte bir sükûnet çöktü. Bu, barışın değil, ikiyüzlülüğün sessizliğiydi. Sahnenin bir yanında, Gazze’ye altın tepsilerde sunulan bir gelecek vaadi duruyordu: yeniden kurulacak şehirler, akacak sular, doyacak çocuklar. Sahnenin diğer yanında ise o vaatlerin bedelini fısıldayan soğuk bir gerçek: Diz çökün, ya da daha önce görülmemiş bir cehennemde yanın. Bu, bir barış planı değil, merhamet maskesi takmış bir celladın son sözüydü. İkiyüzlülük, planın her satırına sinmişti. Kelimeler, yorgun ruhlara bir hayat öpücüğü sunar gibi yaparken, aslında bir halkın iradesini ve varlığını boğmak için tasarlanmıştı. "İnsani yardım" ve "yeniden inşa", bir ruhu satın almak için uzatılan parlak, değersiz boncuklardı. Hamas’ın silahsızlandırılması ve siyaset sahnesinden silinmesi şartı, bu parlak teklifin altındaki zehri açığa çıkarıyordu: Size hayatınızı geri vereceğiz, ama ancak ruhunuzu bize teslim ederseniz. Bu, kurtuluşun değil, en rafine köleliğin vaadiydi. En büyük perde ise Washington ve Tel Aviv arasında oynanıyordu. Trump ve Netanyahu, dünyaya "tarihi bir uzlaşı" ilan ederken, kameralar kapandığında aynı metni ne kadar farklı okuduklarını biliyorlardı. Plan, Filistin’in "kendi kaderini tayin etmesi için inandırıcı bir yoldan" bahsederken, Netanyahu’nun aynı günlerde yankılanan "Filistin devletine asla izin vermeyeceğiz" sözleri, bu yolun bir seraptan ibaret olduğunu haykırıyordu. Bu, aynı anda hem umut satan hem de o umudun mezarını kazan bir tüccarın korkunç dürüstlüksüzlüğüydü. Bu iki yüzlü gökyüzünün altında, Gazze’den yükselen o yorgun ses her şeyi özetliyordu: "Şeytan bile bu cehennemden kurtaracak bir plan getirse onu desteklerim." Bu feryat, ikiyüzlülüğün en acı zaferidir. İnsanları, kendilerini
Filistin