Türk hânedânlarında bir saltanat verâset kanûnu olmaması, Türk devletlerini parçalanmaya götüren temel faktörlerden biridir. Egemenliğin yalnızca Tanrı tarafından belirlendiği inancı süregelmiştir. Halk dilinde devlet kuşu başa konma biçiminde ifade olunur.Hümâyûn unvanı efsanevi hümâ, devlet kuşuna işarettir.
Hakanın oğullarından hangisinin tahta geçeceğini düzenleyen bir kanûn veya kural, Tanrı’nın iradesine karşı çıkmak anlamına geldiğinden, bir verâset ve veliahtlık kanûnu yapılmamıştır. Bu inanç, Uygur hakanının unvanında: “Tengri’de kut bulmuş” formülüyle ifade edilmiştir. Burada kut, kısmet, kader, Tanrı’nın lûtfu anlamlarını taşır. Hakanın evlâdından birini veliaht yapsa da, ölümüyle beraber bu kararı geçersiz kalır; evlatlardan hangisi fiilen iktidarı, yani orduyu, kurultayın desteğini veya bir savaşı kazanır, devletin merkez bölgesini (taht-ili) ve hazineyi ele geçirirse, ulus onu meşrû hakan tanır. Başarı, Tanrı’nın desteğine işaret sayılır. Ancak hanlık iddiasında olan için, soyunda atalarından birinin han olmuş bulunması koşulu vardır. Bu yüzden, boyların desteğini sağlayan han soyundan şehzâdeler, taht için mücadeleye girerler.Bu durum, Türk ve Mogol hanlıklarında bitmez tükenmez iç mücadelelere yol açmıştır.