Heidegger; 'çünkü gerçek anımsama geçmiş bir şeye geri dönerek onda ısrar etmez ve geçmişteki bu ısrarı katılaştırarak kendini tüketmez. Anımsama geçmişe gözlerini diktiği sürece anımsama değildir.' kendini sürekli yineleyen bir anımsama, anımsadığı şeyi unutur. Anımsanan şeyin yaşantı değeri kaybolur sonsuz tekrarın evreninde: Aynı şeyin ebedi tekrarı, ancak belleksiz bir anımsamanın yenilik isteğiyle gerçekleşebilir ve bu anımsama, belleğini yitirdiği için sonsuza değin kendine dönük bir karabasan olacak; artık, ötekiyle asla karşılaşamayacaktır... Değişen, anımsamanın kendini şimdi olarak ortaya koymasıdır. Daha sonra gelecek bütün anımsamaların başka bir şimdisi olacaktır. Demek ki... her farklılığa farklı bir şimdi denk düşmektedir. Böylece şimdi sürekli şimdiden uzaklaşmakta ve yeniye öncelik tanımaktadır."
Belirtmek gerekir ki kutsalın diyalektiği, karşıtların çatışması biçiminde önsüzden sonsuza doğru akmaz; bir dizi ilk yaradılış ya da varlığa geliş olayının/ritüelinin sınırsızca tekrarlanışı biçiminde işler. Bu nedenle dinsel tarih, normal tarihten farklı ola- rak geriye döndürülebilir.
Zâhiri zeminde ya da Newton mekaniğinin tanımladığı dün- yada kalırsak eğer, kendimizi kutsalın diyalektiğine ya da saat gi- bi işleyen sonsuz büyükler dünyasının hatasız yinelemesine, yani ilk yaradılış ya da varlığa geliş ritüeline kilitleriz ve bunu sonsuz- ca tekrar ederek çoğaltmaya çalışırız. Bu çoğaltma bizi geleceğe taşımaz; yaradılışın ilk ritüeli ile tarih başlamış ve bitmiştir ya da hatasız biçimde işlemektedir.
İşte biz başlamış ve bitmiş olan ya da kendini yineleyen bu ta- rihi tekrarlar dururuz. Özellikle kutsala taşınıldığında, bu tekrar geçmişe yönelik olduğundan, tektanrıcılıktan çoktanrıcılığa bir yolculuğa çıkarır bizi; yaşanmış tüm değişimlere açıktır
Çocuk geçmiş yıllarda mastürbasyon yapmış, muhtemelen bunu inkâr etmiş ve yanlış yaptığı için ciddi şekilde cezalan- dırılmakla tehdit edilmişti.
2) Ergenlik dönemi baskısı altında cinsel organlarındaki uyarılma nedeniyle mastürbasyon yapma isteği arttı.
3) Ancak içinde bir baskılama savaşı uyandı, libidoyu bastırıp onu korkuya dönüştürdü.
Yine de yazarımızın sonuçlarından alıntı yapabiliriz. Bu gözlem şunu gösterir:
1) Ergenlik dönemi baskısı hassas bir sağlığa sahip bir ço- cukta aşırı bir zayıflık durumu yaratabilir ve çok belirgin bir beyin anemisine yol açabilir.
2) Bu beyin anemisi karakter değişimi, şeytani sanrılar ve şiddetli gece, belki de gündüz korkuları, anksiyete durumla- rı yaratabilir.
3) Şeytan sanrıları ve gün içinde kendine kızmaların etki- leri dini eğitim etkilerine kadar götürülebilir.
Hiçlikçi kültürlerde iki eğitim yöntemi vardır: Biri anımsama, diğeri saçmalama. Önce anımsama üzerinde duralım: Can, insa- nın içindeki Tanrı'nın adıdır, Canan ise canların toplamı anla- mında tüm insanların Tanrı'sıdır. Her doğum canın Canan'dan ayrılmasıyla gerçekleşir. Can, Canan'dan ayrılmadan önce Ca- nan'ın tüm bilgilerine sahipti. Ancak can, kendini yakarak beden kurma işine koyulunca eski bildiklerinin önemli bir bölümünü unuttu. Bu nedenle eğitim, bir anımsama çalışmasıdır ve bir bakıma Tanrı'nın ne düşündüğünü öğrenme deneyimidir.
Hiçlik kültüründeki bu durum, Newton-kuantum mekaniğine uygulanabilir: Büyük Patlama gerçekleşmeden önce Newton me- kaniğinin tanımladığı evren-evrenler kuantum mekaniğinin ta nımladığı evrenin-evrenlerin içinde bir olanaktı; tohumun için- deki ağaç gibi. Bu noktada Newton mekaniğinin tanımladığı dünya, kuantum mekaniğinin tanımladığı dünyanın tüm bilgile- rine sahipti. Ne zamanki Büyük Patlama gerçekleşti; sonsuz bü- yükler dünyası kendini somutlar biçiminde biçimleme çabasına girdi. Daha önce sahip olduğu bilgilerin bir kesimi unutuldu ya da silindi.
Yeni fizikte anımsama, sonsuz büyükler dünyasından kuantumlama yoluyla sonsuz küçükler dünyasına taşınmak ve unutu- lan ya da silinen bilgileri tekrar kazanmak deneyimidir bir bakıma.
Saçmalamaya gelince saçmalama; anımsama yoluyla elde edi- len bilginin açıklanmasına dayanır. Anımsama yoluyla kazanım elde edemeyenler, anımsamanın kazanımlarını içselleştirenleri saçmalamakla suçlar. Kuantum mekaniğinde her yeni kuramın ciddi bir tepkiyle karşılanması bu nedenledir.
Bu çalışma, aklımızı kendi aleyhine çevirmenin aracı olan kuantum mekaniğini (hiçlik mekaniğini) anlatabilmek için yapıldı.
Rüyada bu ikinci süreç gerçekleşir. Bilinçli uyaran tarafından yönlendirildiğine dair gerçekliğe dayanarak, algıya dönüştüğünde rüyanın yüzleştiği bilinçaltının enerjisi rüya
nın bilinç dışı uyaranını kısıtlar ve onu rahatsız edici bir un- sur olarak zararsız kılar. Rüya gören bir anlığına uyandığın- da uykusunu rahatsız eden sineği gerçekten kovalamış olur.
Tüm uyku süresinde bilinç dışını zapt etmektense bilinç dışı istekten tamamen kurtulmanın daha tasarruflu ve ekonomik olduğunu ve regresyona giden yolu temizlediğini, böylece bir rüya oluşturabildiğini ve sonra da onu kısıtlayıp bilinçaltının küçük bir çalışmasıyla bu rüyayı düzelttiğini anlayabiliriz. Aslında faydalı bir süreç olmadığında bile rüyanın ruhsal yaşamın güçlerinde bazı işlevlere sahip olduğunu bekleyebiliriz. Şimdi bu işlevin ne olduğunu göreceğiz. Rüya, bilinç dışının özgürleşmiş uyaranını, bilincin hükmü altına sokma görevini üstlenmiştir; böylece bilinçaltının uyaranını rahatlatır ve ikincisi için bir güvenlik kapısı olarak hareket ederken aynı zamanda, uyanıklık halinin küçük bir çabasıyla bilinç uykusunu garantiler