Çocuk cinsel davranış potansiyelini doğuştan getirdiği gibi saldırgan davranış potansiyelini de birlikte getirir. Bu iki davranış kalıbının küçük yaşta aşırı uyarılması olumsuz bir koşullandırma yaratabilir. Hatta bir süre sonra saldırı ve şiddet cinsel haz yerine geçmeye başlar, böylece cinsel sapıklıkların en tehlikelisi olan sadizm yerleşebilir.
Büyük ölçüde toplumsallaşmıș olan yetişkinler, saldırgan davranışları seyrederken suçluluk ve anksiyete duyabilmekte bunun sonucu olarak da saldırgan eğilimlerini denetleyebilmektedirler. Oysa küçükler, yeterince toplumsallaşmadıkları için, saldırganlık eğilimlerini denetleyemedikleri gibi, gördüklerini de taklit etmektedirler. Ancak çocukların, içinde saldırganlık öğeleri bulunan yayınları izledikten sonra saldırgan davranışlarda bulunmaları büyük ölçüde içinde bulundukları ortama bağlıdır. Eğer öğrendikleri saldırgan davranıșları uygulayabilecek bir ortamdaysalar saldırganlık gösterebilirler, hatta suça yönelebilirler.
Aile kurumunun yetersiz ya da eksik olması halinde, bu eksikliği (aile ortamında duygusal ve toplumsal etkileşim yetersizliği ya da kötü modellerin bulunması) giderecek en güçlü ve organize toplumsal kurumun okul olduğu görülür.
Suç kavramı değişmekte, önemini yitirmekte, en kötüsü günlük, sıradan olaylardanmış gibi görülmektedir. Ülkemizde böyle bir kanıksama sürecini yakın bir geçmişte yaşamadık mı?