Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları kitabı, insanın iç dünyasında uzun süredir adı konmamış duygulara sessizce ışık tutan bir metin gibi. Okurken en çok hissettirdiği şey, aslında “fazla büyümüş ama içi hâlâ çocuk kalan” yanlarımızın yalnız olmadığıydı. Bazı sayfalarda insan kendini savunmasız bir aynanın karşısında buluyor; yıllarca “neden böyleyim?” diye sorduğun şeylerin aslında kişisel bir kusur değil, çocuklukta öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimi olduğunu fark ediyorsun. Bu fark ediş hem acı verici hem de Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları şaşırtıcı derecede rahatlatıcı.
Kitap ilerledikçe, bir yandan geçmişin yükleriyle yüzleşirken bir yandan da içten içe bir “anlaşıldım” hissi doğuyor. Sanki biri oturup uzun zamandır duymadığın bir cümleyi söylüyor: “Haklısın, bunu yaşaman kolay değildi.” Bu cümle bile birçok şeyin yerini değiştiriyor. Okumak, sadece bilgi edinmek değil; aynı zamanda çocukluğuna dönüp oradaki küçük seni görmek, ona sarılmak ve ilk kez gerçekten “yalnız değilsin” diyebilmek gibi bir deneyime dönüşüyor.
İçselleştiriciler, zihinsel olarak aktiftir ve bir şeyler öğrenmeyi severler. Kendi içlerine dönerek ve hatalarından yeni şeyler öğrenmeye çalışarak, içten dışa doğru problemleri çözmeye çalışırlar. Hassas bir yapıları vardır ve sebep sonuç ilişkisini anlamaya çalışırlar. Hayatı kendilerini geliştirmek için bir fırsat olarak görürler ve daha yetkin olmaktan zevk alırlar. Daha fazla çalıştıklarında daha iyisini yapacaklarına inanırlar ve problemleri kendi başlarına çözmek için içgüdüsel olarak sorumluluk alırlar. Endişe duymalarının başlıca sebebi, başkalarını kızdırdıklarında kendilerini suçlu hissetmeleri ve sahtekâr olarak görülmekten korkmalarıdır. Onların bir ilişkideki en büyük kayıpları, fazlasıyla fedakâr olmaları ve başkaları için ne kadar çok şey yaptıklarını görünce gücenmeleridir."
Bu rol değişiminde, çocuk ebeveyninin sıkıntısının kendisine bulaştığını fark eder ve kendisini anne babasını daha iyi hissettirmek için sorumlu tutar.
Yeterli ebeveyn desteğinin olmaması ya da ilişki kurulamamasından dolayı duygusal bağdan yoksun birçok çocuk, çocukluklarını geride bırakmaya isteklidir. Bu çocuklar en iyi çözümün, hızlı bir şekilde büyümek ve kendilerine yetebilir hâle gelmek olduğunu düşünür. Kendi yaşlarının ötesinde yetkin bir hâle gelirken temelde yalnızlık yaşarlar.
Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler öylesine kendileri ile meşgul olurlar ki çocuklarının iç dünyasının farkına bile varmazlar. Buna ek olarak, duyguları hesaba katmazlar ve duygusal yakınlıktan korkarlar. Kendi duygusal gereksinimlerinden rahatsızlık duyarlar ve bu nedenle çocuklarına duygusal açıdan nasıl bir destek sağlayacaklarına dair bir fikirleri yoktur."