Bazı şeyler vardır, canımızı sıkar, 'Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!' deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir, içimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiç bir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: kendini halinden şikâyet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
Uzun süredir bu denli sürükleyici sonunu merak ettiğim kitap olmamıştı. Yazarın ilk okduğum kitabı olmasına rağmen çok beğendiğim bi kitap oldu. Köy Enstitüsünde okuyan aşklarını yaşayamayan daha sonra ülkesi adına insanları bilinçlendirmek adına savaşan kişilerin hikayesi anlatılmış. Kitap avukat Tarık 'ın annesini psikiyatri servisine yatırtıp doktor Sabia ile tanışmasıyla başlıyor. Sabianın babasının cezaevinden mektup yazması, Nedret öğretmenin ve oda arkadaşı Fatma 'ın anılarını anlatması ile olaylar çözümlenmeye gerçekler ortaya çıkmaya başlıyor. Bir yanı öğretici bir kitap çünkü Köy Enstitülerinin nasıl açıldığı kimlerin öncü olduğu o zamanki şartlar içerisinde nasıl karşılandığı dönemin siyasi olayları ve en önemlisi de eğitimin ne kadar kaliteli olduğu anlatılmış. Bir çok açıdan tarihi gerçeklere de ışık tutmuş. Atatürk ve ilkeleri doğrultusunda ülkemizin daha iyi bir duruma gelecekken her ilerleme adımında nasıl geri adım attırıldıklarını detaylarıyla anlatmış. Bu yaşanılanları her bir vatandaşın ülkesi adına bilmesi ve anlatması gerekir ki ülke olarak daha iyi yerlere gelelim. Kitabın diğer yönünden bakacak olursak soluksuz okuyabileceğiniz sonunu heyecanla bekleyebileceğiniz bir hikaye. Aşkın, sabrın, mücadelenin, gururun, emeğin ve masumluğun olduğu bir hikaye olmuş. Şiddetle tavsiye edilir.