Nihat Yılmaztekin

Nihat Yılmaztekin
@Cerezbaba
Harp Makinası
İskender, yalnız askeri alandaki eseri bir bütün olarak kabul olunabilir. Yapmış olduğu bütün harplerde galip gelmiş, en küçük bir başarısızlığa dahi uğramamış olan İskender'in Hannibal ya da Caesar çapında büyük bir komutan olduğunda şüphe yoktur. Gerçi kendisi babası Filip tarafından kurulmuş mükemmel bir ordunun mirasına konmuştu. Fakat bu güçlü harp makinası sevk ve idare etmekle büyük yetenek göstermiş ve bu hayret verici başarıları, bazen ileri sürüldüğü gibi, generalleri sayesinde değil, sırf kendi dehasıyla elde etmiştir.
Sayfa 473·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İskender'in Ölümü
Kral devletinin Ön Asya'daki sınırlarını güvenlik altına almak ve belki batı Akdeniz ülkelerine karşı bir sefere girişmek üzere ilk merhale olarak Arabistan yarımadasına büyük bir akın hazırlamakla ve Fenike ile Kıbrıs'ta yeni gemiler yaptırmakla meşgul olduğu esnada birdenbire hastalandı, 10 gün süren tropik sıtma ya da pnömoniden 13 Haziran 323'de Babil'de gözlerini hayata yumdu. Kral o zamanlar daha henüz 33 yaşını doldurmamıştı. Naaşı bazı olaylardan sonra 64 katır tarafından çekilen, tablolarla süslü bir cenaze arabasında Mısır'a götürüldü; ilk önce Memfis'te, bir süre sonra ise İskenderiye'de defnedildi.
Sayfa 472·Kitabı okudu
Tarih
İskender'in Perslere Karşı Öngörüsü
Bundan başka İskender'in günden güne artan tüm dünyaya egemen olma istekleri doğuda bir takım problemler doğurdu. Kısa bir süre içinde kurulan bu evrensel devlette pek çeşitli ırktan, başka başka kültür ve geleneklere sahip insanlar yaşıyordu. Kralın bu çeşitli kavimleri birbiriyle karıştırıp kaynaştırma politikasına gün geçtikçe daha fazla önem verdiği anlaşılıyor. Onu böyle bir hareket etmeye sevk eden etkenlerin başlıcaları askeri nitelikte idi. Kral ordularını nasıl tamamlayabilir, kurmay subaylarını ya da idare adamlarını hangi kaynaklardan sağlayabilirdi? Asya seferinin başlangıcından beri İskender'in Yunanlılara pek fazla güvenmemiş olduğu anlaşılıyor. Şu halde geriye Makedonyalılar kalıyordu. Fakat Makedonya gibi küçük bir ülkenin insan kaynakları sınırlıydı. Gerçi asıl güç Makedonyalıların elinde kalmalıydı, fakat bunlara yardımcı elemanlar da bulmak gerekliydi. İşte bu iş için İskender Persleri ve diğer İranlıları seçti. Çünkü bunlar daha hala güçlü ve hükmetmeye alışkın, teşkilatçı insanlardı. Bu yüzden İskender devlet mekanizması içinde Makedonyalılarla İranlıları iş görebilecek elemanlar olarak kabullendi, hatta bir süre sonra bu iki elamanı birbiriyle kaynaştırmak istedi. Ordunun İranlılarla Makedonyalılardan ibaret bir harp aracı haline getirilmesi, İranlıların doğu satraplıklarının başına geçirilmesi, kralın ise Baktiryan prenseslerinden Roksane ile evlenmesi (327), bu olayı Susa'da hükümdarın ikinci kez iki Pers prensesiyle evlenmesinin ve birçok Makedonyalı aristokratların İranlı kadınlar almalarının izlemesi (324) İskender'in bu yolda attığı ilk adamlar olarak kabul olunabilir.
Sayfa 472·Kitabı okudu
Tarih
İkinci buyrultu ise siyasal nitelikte idi. Yavaş yavaş Korint birliği başkomutanlığından bu birliğin amiri olmuş olan İskender tüm müttefik şehirlerden sürgünleri affetmelerini, mal ve mülklerini geri vermelerini istiyordu. Yunan şehirlerini kemiren parti kavgalarına son vermeyi gözönünde bulunduran bu buyrultu yerinde bir şeydi. Fakat böyle bir kararın birlik sinhedrion'unun muvafakati alınmaksızın verilmiş olması sinhedrion'un otoritesini zayıflatıyor, bu meclisi sadece Makedonya kralının isteklerini yerine getirmekle görevli bir makam haline getiriyordu. Diğer taraftan İskender bu buyrultu ile Yunan polislerinin iç işlerine karışmış oluyordu. Böylece 2000 kadar sürgün yurtlarına geri dönmek imkanını buldu. Fakat Atina ile Aitolya bu buyrultuya itaat etmemekle İskender'in ölümünden sonra da sürüp gidecek olan bir takım anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına yol açtılar.
Sayfa 471·Kitabı okudu
Tarih
Yunan şehir devletleri siyasal bağımsızlıklarını artık ebediyen kaybetmişlerdi. Bunların herhangi bir isyan teşebbüsü, Agis olayında olduğu gibi, Makedonya kuvvetleri tarafından bastırılmaya mahkumdu. Böylece Yunan polisleri bağımsız devletler olmaktan çıkmış, İskender'in cihan monarşisi içinde sadece "şehir" olarak kalmışlardı. Şu halde polislerin oynadığı siyasi rol sona eriyor, Makedonya monarşisi tarih sahnesine tamamıyla egemen oluyordu. Bu hususu İskender'in 324 yılında Yunanistan'a gönderdiği iki buyrultudan çıkarmak mümkündür. Birinci buyrultu Korint birliğine giren tüm Yunan devletlerinin İskender'i bir tanrı olarak tanımalarını istiyordu. Fakat bu buyrultu Yunanlıları endişelendirecek nitelikte değildi. Çünkü Yunanlılar öteden beri tanrılarını idealleşmiş insanlar olarak saymış, bazı önemli kişilere (mesela Lisandros'a) bir tanrı gibi saygı göstermişlerdi. İsokrates de Filip'in, Anadolu'yu fethettiği takdirde, bir tanrı olabileceğini söylemişti. Şu halde Mısır'da "tanrı oğlu" olarak selamlanan İskender'in doğuda kazandığı parlak zaferlerden sonra, bir tanrı olmak istemesi Yunanlıların dini görüşlerine uygun bir hareketti. Bununla beraber bu buyrultu Yunanistan'da bir takım tartışmalara yol açtı, fakat sonunda bütün müttefikler tarafındab kabul edildi ve 323 yılında Babil'e gelen bir heyet tarafından İskender'e resmen bildirildi.
Sayfa 470·Kitabı okudu
Tarih