Yunan şehir devletleri siyasal bağımsızlıklarını artık ebediyen kaybetmişlerdi. Bunların herhangi bir isyan teşebbüsü, Agis olayında olduğu gibi, Makedonya kuvvetleri tarafından bastırılmaya mahkumdu. Böylece Yunan polisleri bağımsız devletler olmaktan çıkmış, İskender'in cihan monarşisi içinde sadece "şehir" olarak kalmışlardı. Şu halde polislerin oynadığı siyasi rol sona eriyor, Makedonya monarşisi tarih sahnesine tamamıyla egemen oluyordu. Bu hususu İskender'in 324 yılında Yunanistan'a gönderdiği iki buyrultudan çıkarmak mümkündür. Birinci buyrultu Korint birliğine giren tüm Yunan devletlerinin İskender'i bir tanrı olarak tanımalarını istiyordu. Fakat bu buyrultu Yunanlıları endişelendirecek nitelikte değildi. Çünkü Yunanlılar öteden beri tanrılarını idealleşmiş insanlar olarak saymış, bazı önemli kişilere (mesela Lisandros'a) bir tanrı gibi saygı göstermişlerdi. İsokrates de Filip'in, Anadolu'yu fethettiği takdirde, bir tanrı olabileceğini söylemişti. Şu halde Mısır'da "tanrı oğlu" olarak selamlanan İskender'in doğuda kazandığı parlak zaferlerden sonra, bir tanrı olmak istemesi Yunanlıların dini görüşlerine uygun bir hareketti. Bununla beraber bu buyrultu Yunanistan'da bir takım tartışmalara yol açtı, fakat sonunda bütün müttefikler tarafındab kabul edildi ve 323 yılında Babil'e gelen bir heyet tarafından İskender'e resmen bildirildi.