Böyle herkesin başına gelebilecek sıradan bir aşağılamanın beni bu kadar etkilemesine şaşıyorum. Bitmek bilmeyen bir korku içinde yaşıyorum sanki. Bu sürekli korkumun kaynağı, her şeye hazır olma isteğim. Sanki bütün korkular önceden karşıma çıkmış, sanki bütün korkuları yaşamışım da artık her biri için tek tek korkmama gerek kalmamış gibi davranıyorum kendime. Bu yüzden de korkutulduğum zaman artık hemen hemen hiç korkmuyorum ama (şimdi olduğu gibi) birinin beni korkuttuğunu sonradan fark ediyorum. Böylece bir batıp çıkan korkular dizisinde yaşıyorum. Üstüne üstlük, kişisel korkularımın birbirine çok benzediğini de fark ettim. Hepsi küçük düşmeyle ilgili. Ama öte yandan birbirine benzemelerinin, kısa sürede yok olmaları gibi bir faydası da var. Bu sefer de öyle oluyor. Gerd'in sözlerinin yarattığı korku usulca azalıyor.
Çocukluk hayalim geliyor aklıma, o zamanlarda yolda hiçkimseyle konuşmayan bir tavşan olup hayatın içinde hoplaya zıplaya ilerlemek isterdim. Yoksa gözümden yaşlar mı akacak? Yaşamak için gerek duyduğum birazcık özgürlüğü melankolimin içinde buluyorum.
İnsan ölmeden çok önce ölümcüllüğün aşamalarını yaşar. Kimse o zaman yaşadıklarını anlatmak istemez. Bu bir hasta yatağının duvara doğru itilmesine benzer.
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan sanki gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltılar içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
ATTİLA İLHAN