Her bir insanın hikayesi, bizi kendi başımızdan geçen olaylar kadar ilgilendirirdi. Yeter ki kendi gerçekliği içinde kavransın. Her hikaye, sonuçta insan varoluşunun bir hikayesi değil miydi? Ve akıp giden bir hayatın?
İstanbul böyleydi işte. Günlerce yağmurla, fırtınayla, soğukla insanın canını çıkarır,sonra bu kadar eziyet çektirdiğine pişman olmuş gibi bir bahar sevimliliğine bürünürdü.
İnsan sevdiği işi yaptığında sonunda muhakkak düşmandan çok dostu ve seveni oluyor. Çini ustası, iç mimar ya da gazeteci fark etmez: Değerli ve iyi olan bir gün mutlaka ortaya çıkıyor.
Bazen siz ortaya çıkarmadıkça yaptıklarınızın önemi yeteri kadar anlaşılmaz. Yaptığımız işlerin önemi, çevremiz ve sorumluluğu altında olduğumuz insanlar tarafından yeterince anlaşılmıyorsa bu durumun üzerine düşünmek ve harekete geçmek durumundayız.