Meryem dergiyi çabucak yerine koydu. Donmuş kalmıştı. Kimdi bu kadınlar? Bu şekilde fotoğraf çekilmeye nasıl razı olabiliyorlardı? Bu sayfadaki kadınların da kocaları vardı belki. En azından, erkek kardeşleri, ağabeyleri vardı. Bu durumda, aklı fikri başka erkeklerin karılarında olan Raşit, onun örtünmesi için neden baskı yapıyordu?
Meryem onun ayrılık vaktine kadar böyle konuşup duracağını, Kâbil’in bahçelerini, dükkanlarını, ağaçlarını, havasını öveceğini biliyordu; sonra bir bakacaktı kendisi otobüste, Celil ise aşağıda, ona neşeyle el sallamakta; yarasız beresiz, sapasağlam...
“...bana ve bu yargıçlara daha açıkça anlat. Sence ben bir takım tanrılara inanmayı öğretiyormuşum; öyle ise o tanrılara ben kendim de inanıyorum, demek ki büsbütün tanrıbilmez değilim, böyle bir suç işlememişim; şimdi şunu anlayalım: sen beni devletin tanrılarını bırakıp başka tanrılara inanmakla mı suçluyorsun?”
Doğrusu belki ikimizinde iyi, güzel bir şey bildiğimiz yok; gene de ben ondan bilgiliyim ; çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini sanıyor; ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum.