Viyana'ya öğrenim görmek için giden bir gencin hikayesi kitapta anlatılmakta. Güzel ve akıcı bir anlatım ile sürüp giden bir eser.
Bir gencin kendini bulmaya çalışma yolculuğu karşımıza geliyor. Yetişkin olmaya çalışmak, yalpalamak, tekrar denemek, başarısız olmak ama en sonunda başarmak. Bütün bu süreç ruhsal anlatımlar ile karşımıza getirilmiş.
Kitabın günümüze en iyi yansıyan tarafı ise "kalabalıklar içinde yalnız olmak" kısmı diyebilirim. "Buradaki her şeyden boğuluyorum, tükeniyorum. Bataklığa gömülür gibi batıyorum. Belki çok gencim, çok güçsüz olduğum kesin zaten. Yumruklarım yok, iradem yok, işleri başlarından aşkın insanların arasında bir çocuk gibi duruyorum."
Benim burada ne işim var diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz?
İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.