Gel gelelim, Henry’in çevresinde, çapı belki altı yarda olan bir alan vardı ki, oraya taş atmayı göze alamıyordu. Roger’in eski yaşantısına bağlı ve gözle görülmediği halde henüz güçlü kalan kesin yasaklar, bu alanda egemendi. Analar babalar, okullar, polisler, yasalar, çömelen küçüğü korumaktaydı. Roger’in varlığından haberi olmayan, yıkılıp giden bir uygarlık, Roger’in kolunu koşullandırıyordu hâlâ.
Maurice, bundan önceki yaşamında, kendinden küçüğünün gözünü kumla doldurmanın cezasını görmüştü. Şimdi bir babanın ya da bir annenin ağır eli sırtına inmeyeceği halde, kötü bir şey yapmanın tedirginliğini hâlâ duymaktaydı.
O diyor ki bana:
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana...
“ Deeeert çok, hemdert yok”
Yüreklerin kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona:
- Kül olayım.
Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...