“Acaba hiçbir şey anlatmamış olmak mümkün müdür?” diye soruyorum kendime.
Doğrusu, hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim.
Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum çünkü.
Sokaklar, caddeler, ağızlar ve gönüller yavaş yavaş benim bilmediğim kelimelerle doldu. Bende en küçük hatırası bile olmayan, derinliğini göremediğim kelimelerle.