Gökyüzü mavi bir çarşaf gibi serilmiş.
Günün ilk ışıkları,
Yorgun omuzlara dökülmüş,
Yumuşacık.
Sabah güneşi misafir gibi
odalara erkenden oturmuş.
.
Sanki herkesin kalbine
İnce bir huzur bırakılmış.
Dünya bütün telaşlarını
Bir günlüğüne askıya almış
gibi.
.
Hayat,
daha yavaş akıyor.
Saatler acele etmiyor,
Rüzgâr bile yavaş esiyor,
Bugün kimse yetişmeye çalışmıyor.
.
Sanki dünya
Derin bir nefes almış da
Biraz dinlenmeye karar vermiş gibi.
Güneş yükseldikçe
Şehrin üzerine altın renkli bir huzur seriliyor.
.
Tanıdık bir melodi çalıyor radyoda.
Karşı balkondan sarkan sardunyalar,
güneşe doğru eğiliyor.
.
Pencereler;
evlerin gözü,
odaların nefesi,
yalnız ömürlerin dünyaya uzanan köprüsü,
yalnızlığın sokağa sarkan dallarıdır.
.
Duvarların dışarıya açılan merakı,
içeride kalanların ufka uzanan eli,
sıcak yuvaların sokağa vuran kalbidir.
Yağmur ilk onlara vurur,
karı ilk onlar karşılar,
rüzgârın getirdiği haberleri
perdelerin kulağına onlar fısıldar.
.
Sabahları ilk ışığı onlar görür,
güneşi ilk onlar kucaklar,
soğuğu ilk onlar göğsünde yumuşatır,
tap taze bir umudu buyur eder içeri,
akşamları ise son karanlığı.
Bazı pencerelerde beklemek oturur.
Yıllardır dönmeyen bir evladın yolu,
sevgiliden gelmeyen bir mektubun ümidi,
çalmayan bir telefonun sessizliği…
.
Bazı pencereler,
gözleri yollarda kalan insanların
umut nöbetidir.
Bir gün bütün canlılar toplansa bir ovada,
Kurt, serçe, karınca, balina, ceylan, aslan.
Ve deseler ki:
“Hesap vakti geldi, yargılanacak bir tür var bugün.”
Kimse birbirinin adını vermezdi.
.
(Çünkü aslan açlıktan öldürür,
Kaplan karnı doyunca avını bırakır,
Arı korkudan sokar,
Karınca yuvasını korur.)
Ama bir tür var ki;
Tokken de öldürür,
Korkmazken de vurur,
İhtiyacından fazlasını yağmalar,
Geleceği bugünden çalar,
Kendi soyunu bile açlığa mahkûm eder.
.
Suyu zehirli bir irine çevirir,
Plastikten yeni kıtalar yaratır okyanusta.
Sonra da şaşırarak bakar:
“Bu güneş neden bizi yakıyor?” diye.
.
Bir tür var ki;
Toprağın kalbini deşer,
Havayı zehirler.
Denizleri çöplüğe,
Ormanları mezarlığa döndürür.
Sonra da dönüp sorar:
“Bu iklim neden değişiyor?”