bir gün
hayatın kapısını çaldım;
içeriden
“evde yok” dediler.
.
oysa pencerelerde
benim çocukluğum asılıydı,
ipini koparmış uçurtma gibi.
sonra
kaderin cebini karıştırdım;
.
birkaç kırık düş,
birkaç yorgun gülüş,
birkaç acı tesadüf,
bir iki avuç pişmanlık,
ve tarihi geçmiş umutlar çıktı.
.
hepsini geri bıraktım.
sonra
rüzgârın şefkat gösterdiği bir yaprağa rastladım;
.
öylece duruyordu kaldırılmda.
sanki dalından düşmemiş de
toprağın sesini dinlemek için eğilmişti.
üstüne basmadım.
ikimiz de susup sessizce yaşamı dinledik.
ölümü de gördüm bir ara,
Bir kasabanın en sessiz bakkalıydım ben.
Akşamları kepengi indirirken
elim hep gökyüzüne giderdi,
sanki biri eksik saymış yıldızları da
ben tamamlayacakmışım gibi.
Karıncalar basamakta acelesiz yürürdü burada.
Gölgeler,
duvarların nemli yüzeylerinde kendine sakin birer yer bulurdu.
Saksıdaki fesleğen,
pencerenin mermerinde
kendi sessiz krallığını kurardı gururla.
.
Sarı sabır sokak lambaları erkenden yanardı burada.
Kediler, motoru soğumuş arabaların kaputlarında
uykulu bir yuva kurardı kendilerine.
Çocuklar misketlerini unutup büyüdüler sonra.
Bir tek güneş aynı pencereleri öpmeye,
rüzgâr aynı mahallede oturmaya devam etti.
Ben denizi olmayan bir şehirde
martı sesi biriktirdim yıllarca.
Bazı özlemler böyledir çünkü:
gerçeği yoktur,
ama insan yine de yüreğinde taşır.
.
Ben bahçesi olmayan bir apartman balkonunda toprak kokusu biriktirdim yıllarca.
(Saksılarla yendim beton soğukluğunu.)
Bazı umutlar böyledir çünkü:
tohumu vardır toprağı yoktur,