Kaba, son derece yoksul, renksiz, zavallı, küf tutmuş çevrelerde olsun, tekdüze, soğuk, sıkıcı yüksek çevrelerde olsun, her insan yaşamında hiç değilse bir kez, daha önce hiç rastlamadığı, başkalarına benzemeyen, onda daha önce hiç tatmadığı bambaşka duygular uyandıran biriyle karşılaşmıştır.
Gerçek, faal insanların çalışmalarının, bir şeyler yapmalarının nedeni, kalın kafalı, dar görüşlü olmalarıdır. Böyle açıklamak olur mu bunu? Ama şu da var: Kalın kafalılıklarından, ikinci derece nedenleri birinci derece kabul ediyorlar ve böylece, işleri için kaçınılmaz olanı bulduklarına başkalarından çabuk, kolay inanıyorlar, huzura eriyorlar ki, önemli olan da budur zaten. Evet, işe girişmek için insanın öncelikle huzurlu olması, içinde herhangi bir kuşkunun bulunmaması gerekir.
Biz, kendimizi “üstün” görürüz; çünkü “değer verdiğimiz şeyler” listesi, insanların yapabildiği şeylerle ilgilidir: sanat, medeniyet, bilim, vs. Bir Atlantik somonunun değer verdiği şey ise, doğduğu akıntıyı doğru tespit edip orada bir eş bulabilmektir. Dolayısıyla evrim tarihinden söz edenler Atlantik somonları olsaydı, neden kendilerinin doğdukları nehri bulabilmek konusunda bu kadar başarılı ve özel olduğunu, insanlarınsa bunu yapmak yerine duvara bant ile muz yapıştırıp, bunu üzerinde sayılar yazan bir kâğıt parçası kullanarak bir başkasıyla takas etmek gibi anlamsız ve boş davranışlarla uğraştığını sorgulardı.