23 Mayıs 2023 tarihinde gerçekleştirdiğimiz GBA* kapanış sunumu akabindeki geribildirim seansında bana önerilen 2 kitaptan biri olan “Kendini Arayan İnsan” adlı eser (diğeri de Hermann Hesse – Bozkırkurdu) üzerine notlarımı ve akılda kalan yerleri paylaşmak istiyorum. Öncelikle bu eseri okuyacak düzeye/ farkındalığa gelmeme vesile olan ve bana bunu öneren değerli hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim. Sağ olun, var olun…
Psikiyatrist Rollo May’ın 1953 yılında yayınlanan bu kitabı bana daha önce okuduğum Engin Geçtan kitaplarındaki (“Hayat” ve “İnsan Olmak”) şoku yaşattı. 70 yıl önce yayınlanmış bir eserin günümüzde bile çok ufak-tefek bir kaç nüans dışında birebir geçerliliğini koruması hayret vericiydi gerçekten. Bunda eserin yaratıcısı olan Rollo May’in ABD’de yaşamış olmasının da bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti olarak 80 darbesiyle birlikte ABD yörüngesinde bir ülkeye evrilmemiz, May’in 70-75 yıl önce ABD’de gördüklerini bizlere sanki 20-30 yıl öncesini anımsatmış olması da absürt değil. Ek olarak Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” eserini yazarken bu eserden esinlenmiş olabileceğini -içerik olarak tam olmasa da fikir ve şablon olarak- de düşünmedim değil.
Kitap 3 ana – 8 alt bölümden oluşmakta ve yalnızlık, endişe, bireysellik, özgürlük, cesaret ve zaman kavramlarına derinlemesine bir analizi içermektedir. Gerçekten kafanızı verebileceğiniz zamanlarda (hem dönem hem de gün içi saat olarak) okunması gereken yoğun bir eser. Ben, yaz kapanışı – güz başlangıcı gibi Eylül – Ekim arası okudum ve bitirdikten sonra kitaplığımın 3-5 yıl sonra yeniden okurum rafındaki** yerini aldı. Eser yoğun olmasına karşın yazarın dili “Akademi akademi içindir” anlayışının zıddı olarak gayet yalın ve anlaşılabilir; Türkçe çevirisi de gayet başarılı. Emeği geçen basımevi
Duygularımla bağ kuramadığımın farkına vardığım zamanlarda, 1000Kitap uygulamasında gezinirken, “Nietzsche’nin bile sonunda ağladığı” vurgusu ile kaleme alınmış bir inceleme yazısı gördüğümde bu kitaba bir şans vermeliyim demiştim. Sonrasında kitabı edinip ufak bir ön araştırma yaptığımda ise kitabın kült bir eser olduğunu öğrendim ve GBA (Geleceğe Bir Adim, Kurumsal bir şirketin eğitim programı) sürecinin de sonlarına doğru karşılaştığım için kendimi şanslı hissettim
Psikiyatr Irvin D.Yalom, “Nietzsche Ağladığında” isimli eserinde, psikanalizin doğuşunu, içerisinde çok büyük isimlere yer verip harmanlayarak anlatmış. Nietzsche ve Dr.Breuer kitabın başrollerinde yer alırken; Lou Salome, Sigmaud Freud ve daha sonradan öğrendiğim ve psikiyatri / psikoloji dünyasının ilk vakalarından olan Bertha Pappenheim diğer önemli isimler olarak öne çıkıyor.
Okurken, “ulan bu kadarını da nasıl hayal etmiş” düşüncelerine sık sık kapıldığım eser Lou Salome’nin, Dr.Breur’i bulup Nietzsche’yi hastası olarak -ama Nietzsche bunu bilmeden- kabul ettirmeye çalışması ile başlıyor ve akıcılık bir an olsun kesilmiyor.
İlk görüşmelerinde, Dr.Breuer’in Nietzsche’ye ait doktor raporlarını incelemeden önce kendisi muayene etmek istediğini ve böylelikle çok fazla otorite / prestijli doktorun fikirlerinden etkilenmeden, objektif bir önerme ortaya koyabileceği fikri beni çok etkilemişti. Günümüz dünyasında tam tersi bir yaklaşım içinde olmamız beni şaşırttı demek daha doğrusu olacak sanırım. Yine ilk görüşmede, Nietzsche’nin de Dr.Breur’den %100 dürüst olmasını beklerken – buradaki beklenti ‘öleceksem öleceği söyle doktor’ kıvamında- aralarında geçen şu diyalog üzerinde durup düşünmeye değer.
Dr.Breuer: “İnsanların bilmek istemeyeceği bir gerçeğe onları maruz bırakmak benim görevim mi