Romanın temel çatısı, toprağından koparılan bir ailenin hayatta kalma mücadelesi gibi görünse de, Steinbeck’in asıl meselesi insanın doğayla, sistemle ve kendi içindeki korkularla olan savaşını anlatmaktır. Bu bağlamda Joad ailesi, yalnızca bir aile değildir; umudunu kaybetmeyen, ezilen ama boyun eğmeyen insanın evrensel bir temsilidir.
Kitabın merkezinde yer alan Tom Joad karakteri, bireysel dönüşümün ve toplumsal bilincin sembolüdür. Tom’un, kişisel çıkarlarından sıyrılıp toplumsal bir mücadeleye yönelmesi, Steinbeck’in umut kavramını nasıl işlediğini açıkça gösterir. Tom’un şu sözleri, kitabın ana temasını özetler nitelikte olduğunu düşünüyorum:
“Bir yerde bir aç varsa, ben orada olacağım. Bir yerde biri haksızlığa uğruyorsa, ben orada olacağım.”
Bu sözler, bireyin sınırlarını aşarak toplumsal bir kimliğe bürünmesinin ve kolektif bir mücadelenin sesine dönüşmesinin güçlü bir ifadesidir.
Ve bitti!
Öyle bir ikilemdeyim ki şimdi...
Bir tarafım neden bu kadar geç kaldım diyor, bir tarafım nereden okudum seni!
Ben şimdi nasıl unuturum okuduklarımı ve nasıl devam ederim eskisi gibi!
Nereden başlayacağımı, nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Okurken nasıl okuyacağımı da bilemedim. Dinlene dinlene okudum eseri. Daha iyisi gelmedi elimden. Araya beş farklı kitap soktum okuma sürecimde. Ancak onlar dağlayabildi eserle birlikte yanan yüreğimi...
Öncelikle şunu söyleyeyim!
Ne olur spoiler vermeden incelememi beklemeyin bu eserden beni. Zira her şeyi paylaşacak kadar duygu yüklüyüm şimdi.
Gazap Üzümleri
Bir kahramanın ailesinin yanına dönüşü ile başlıyor eser.
Bazen hayat öyle bir yere sürükler ki seni, istesen de dönemezsin. Dönsen de bıraktığın gibi bulamazsın. Her şey değişir zamanla... Ve birçok şey hep eskisinden daha kötü olur.
"Uykuyla dinlenemeyecek kadar yorgunum artık." (s. 314)
Eserde en çok geçen kelime budur belki de: yorgunum. Mücadele etmek yoruyor insanı. Açlıkla mücadele etmek, sevdiklerinin kaybıyla mücadele etmek, sorumlu olduğun insanlar için mücadele etmek...
Ekonomik kriz yılları, bankalar tarla sahiplerini borçlandırıp ellerindeki toprakları almışlar, geriye yalnızca umutları kalmış: Batı'ya gidip üzüm tarlalarında, şeftali tarlalarında çalışmak... İnsan her şeyi olmadan yaşayabilir, umudu olmadan yaşayamazmış. Peki umut her zaman yaşatmaya yeter mi?
Joad ailesinin hikayesi bu...
Küçük ama sıcak hayalleri olan, yegane arzusu çalışmak, küçük bir ev ve toprak sahibi olmak olan geniş bir ailenin hikayesi.
Giderek daralan bir ailenin hikayesi...
İnsanın doğduğu, anne babasının doğduğu, çocukluğunun geçtiği topraklardan ayrılmak zorunda kalması oldukça zor değil midir? Bazen gözler hep arkada kalır, ya eski topraklarında ya eski zamanlarında. En