İşte, sonsuzluğun, bu Tanrı özelliğinin bu dünyaya yansımış bir gölgesi olan zaman, karşısında aciz olan bu dünya ve eşya evreni önünde, öteki dünyayı ifşa eden en keskin belgelerden biridir.
Dünyaya her gelen gider; her doğan ölür; en yüksek ve sağlam yapılar bile bir gün gelir yıkılır; en güçlü kubbeler çöker; en sağlam boyalar solar.
Madde ve eşya, zamanın önünde diz çökmüştür.
Depremler mermer heykelleri ortadan ikiye biçer;
saraylar ve mermer şehirler toprağın altında kalır.
Bir gün gelir bir enkaz halinde ortaya çıkarırlar.
Ama bu neyin Enkazıdır?
Ne kadar güzel olursa olsun, faniliğin enkazı...
Biz ortadoğulu müslümanlar, çok medeniyetler, çok iyi ve kara günler gördük.
Tecrübede bütün dünyayı aştık. Bizim duygu deneyimimizin çok gerisinde kalır gerek batılıların yeni yeni içine girdikleri acılar, gerek ilkel kabilelerin durumları.
Allah'a inanmanın, peygamberlere bağlanmanın, Kutsal kitap Kur'an'a sarılmanın, ölümden sonra dirilmeye inanmanın müjdesini bütün dünyaya yaymak ödevi bize düşer.Bu zaten bizim için de tek kurtuluş yoludur.
Manevi mutlulukların en büyüklerinden biri olarak bize içinde bulunduğumuz üç boyutlu dünyanın sınırlarından kurtarır,
ekmekteki kutluluğu ve bereketi,
hazdaki ve lezzetteki ak ve kara yanları,
yoksulluktaki zenginliği ve zenginlikteki yoksulluğu,
eşyanın içindeki fikir ve şuuru, zikir ve ekonomiyi gösterir bize.