Jambona, sucuğa, kokulu peynirlere ve lahana ile şalgama doyduğum bir roman oldu bu. Okumasını çok da keyifli bulamadım. Daha ziyade roman ile natürmort tablo denemesi yapmak gibi olmuş. Yine de değinmek istediğim noktalar var.
Roman, günümüzde de ismi "Les Halles" olan Paris'in orta yerindeki o zaman için yeni olan hal binası ve çevre sokaklarını içine alan neredeyse tam bir kare olan bölgede geçiyor. Burası hemen Louvre Müzesi'nin kuzeydoğusunda yer alıyor. Bölge 12. asırdan beri pazar yeri olarak kullanılmış fakat modern, cam ve metal kullanılan mimari anlayışla yapılmış olan 12 adet pavyonlu yeni halin inşa tarihi 1854. Neredeyse hizmete girmesinin hemen ardından yol açtığı sorunlar da görülmüş. Şehrin ortasında inanılmaz bir trafik ve kirlilik yaratmış. Bu haliyle yaklaşık 120 sene kadar hizmette kalmış ve ancak 1970'lerde halin daha dış bir bölgeye taşınmasıyla birlikte bölge şimdi üstünde epey çirkin bir alışveriş merkezi de olan bir parka dönüşmüş. Romanda Claude Lantier isimli ressam eski Paris mimarisiyle bu yeni modern mimariyi karşılaştırıyor ve modernin kazandığını biraz da hayıflanarak söylüyor fakat bir de postmodern mimariyi görseydi, yatar kalkar o hal pavyonlarına şükrederdi. Halin eski resimlerine baktığımda o dönemin ruhunu iyi yansıttığını ve serinin ikinci kitabı olan "Tazı Payı"nda değinilen Paris'in mimari dönüşümüne çok uygun düştüğünü görüyorum.
Kitabın isminin işte hem bu halin konumu hem de romanın temalarını da içerecek şekilde birden fazla anlamda ele alınabileceğini düşünüyorum. "Le Ventre de Paris", yani "Paris'in Karnı" ifadesi hem halin Paris'in tam göbeğinde yer aldığını vurguluyor, hem Paris'in dışından buraya her gün giriş yapan yiyeceklerin bir insanın boğazından midesine akar gibi hareket edişini vurguluyor, hem de Parisli küçük