İngiltere'de 1931 yılında düzenlenen bir bilim konferansında başını Boris Hessen'in çektiği Sovyet delegasyonunun bu bildirisi, Marksist tarih anlayışının ve diyalektik materyalizm yöntemiyle üretim güçleri ile toplumsal ilişkilerin sürekli çatışmasının değerlendirilmesinin bir özetidir.
Fakat, başlığı Newton olarak belirlemesine karşın, oraya herhangi başka bir bilim insanının ismini de koysa olurdu; zira anlatmaya çalıştıklarının Newton'a özel hiçbir yanı yok. Daha ziyade bilim faaliyetinin egemen üretici güçlerin beklentisiyle nasıl örtüştüğüne ve kapitalizmin tarihî safhalarına çok daha fazla odaklanıyor. Bu açıdan bir bilim konferansında okunmak için çok yetersiz bir metin olduğunu düşünüyorum. Sonunu kapitalizmin sonunda sosyalizme evrileceği beylik düşüncesiyle bitirmesinden de aslında siyasi bir bildiri olarak okunmalı.
"Bilim tarihine bakışı kökten değiştiren bir metin" olarak kitabın arka kapağında da epey övülmüş ama bu görüşler 1931 senesinde de çoktan olgunlaşmıştı. Hele günümüz için yeni olabilecek hiçbir yanı yok. Zaman geçirmek için okunabilir elbette ama beklentiyi yüksek tutmamak gerek.
Serinin bu dördüncü kitabında nihayet Paris'i ve bitmek bilmeyen lahana tasvirlerini bıraktık, serinin ilk kitabının da geçtiği Plassans'a döndük. Burası küçük kasabalıların
Eliade'nin bu son derece zengin eseri, insanın tarih boyunca bireysel olarak acıya nasıl tahammül edebildiği ve acı karşısında bulduğu çözümlerden biri olan döngüsel zaman anlayışı kavramını
Romanımız, Fransız sömürgelerinden biri olan Mauritius adasına gelen bir gezginin, Port Louis şehrinin biraz dağlara doğru uzanan bölümünde yer alan ve artık terk edilmiş iki kulübeyi fark etmesi ve
Halikarnas Balıkçısı'nın bir tür Mitoloji 101 gibi okunabilecek bu eserini oldukça keyifli buldum. Temel olarak Olimposlu tanrılar ve onların Anadolu'daki kökenleri üzerine olan bu kitabın