Çağdaş Kocabıyık

5/10
·225 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
Bu roman sanki orijinal halinde daha uzunmuş da özeti çıkarılmış gibi bir hava veriyor. Olaylar arka arkaya biraz fazla hızla bağlanıyor. Ben romanı sevmedim diyemem, türü sevenler için belli bir haz veriyor. Fakat bence biraz acemice yazılmış izlenimi uyandırıyor. Öncelikle, gotik romanlarda genelde tek bir tekinsiz mekana alışkınız. Bu romanda ise Mazzini Şatosu, kırsalda bir yerde harabe haline gelmiş ve artık kullanılmayan bir malikane, ve yine harabeye dönmüş ve mahzenleri ve geçitleriyle eski bir manastır binası var. Ayrıca tüm Sicilya topraklarının altında yer aldığına inanmaya başladığım bitmek bilmeyen ve birbirine bağlanan mağaralar, geçitler, mahzenler ve tüneller ağı var. Adanın kendisi tamamen tek bir gotik yapıya dönüşmüş gibi. Bu kadar tekinsiz yer olunca birine odaklanamıyoruz. Birbirini tekrar eden eylemler çok fazla. Bunlar motif de değil. Aynı senaryolar birden çok kez karşımıza geliyor. Karakterler roman boyunca aynı ağırlığı koruyamıyor. Mesela ilk yarıda Dük Luovo'nun aile ilişkilerine kadar giriyoruz ama adam ikinci yarıda adeta kayboluyor. Ayrıca bu karakterin motivasyonu da belli değil. Kadınlar her olayda düşüp bayılıyor. Sonra kalkıp tekrar bayılıyorlar. Bu kadar bayılma fazla değil mi Ann hanım? Bir de ne Julia'ymış arkadaş tüm Sicilya'yı birbirine kattı. İş neredeyse Papa'ya gidiyordu.
Sicilya'da Bir Aşk HikâyesiAnn Radcliffe · Can Yayınları · 20211,399 okunma
Reklam
5/10
·225 syf.··
Beğendi
·
2024 4. kitabı
Ann Radcliffe
7.3/10 · 1.399 okunma
9/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Baştan başa insancıl bir Hristiyanlık anlatısıyla örülü, gizem ve korku öğelerinin öyküyü sürüklediği ve aynı zamanda belki de edebiyat tarihindeki en sağlam ve hayranlık uyandırıcı karakterlerden birini, Jane Eyre'i bize tanıtmış olan harika bir roman. Evet, evet tesadüf öğeleri günümüz anlayışımıza göre dalga geçilecek kadar yapay. Zaten Jane de gerçek olamayacak kadar güzel. Fakat bu eksik bulduğum yönler bu romanın ve ana karakterinin parıltısına gölge düşüremiyor. Bana bu romanın ruhunu özetleyen bir bölümünü örnek göster deseler hiç düşünmeden aşağıdaki alıntıyı verebilirim. Jane'in Lowood günleri. Öksüz Jane'imiz oraya gelmeden önce yanında kaldığı akrabası Mrs. Reed'in kendisine karşı son derece acımasızca ve adil olmayan davranışlarından arkadaşı Helen'e dert yanmaktadır. Her düşüncesi kızgınlık ve öfke doludur. Öyle ki, o evde yaşadıkları her aklına geldiğinde içindeki öfke bedenine sığmamacasına onu ele geçirir. Helen ise ona kendi inancını aşağıdaki şekilde paylaşır: > Sana karşı kötü davranmışsa kuşkusuz senin kişiliğini sevmediği içindir. Nasıl ki Miss Scatcherd de benim kişiliğimi hiç beğenmiyor. Ama sen de onun sana her dediğini, her yaptığını, nasıl ince ince anımsıyorsun ya! Onun haksızlıkları senin duygularının üzerinde ne derin izler bırakmış! Oysa ben duygularımın üzerinde böyle bir iz taşımıyorum. Yengenin kötülüğünü, bunun sende uyandırdığı ateşli öfkeyi unutabilsen daha mutlu olmaz mısın? Bence yaşam çok kısa. Günlerimizi kin gütmekle, bize yapılan kötülüklerin çetelesini tutmakla geçirirsek çok yazık! Bu dünyada hepimizin, her birimizin bir sürü kusuru olduğu su götürmez. Ama, bir gün gelecek, umarım yakında bir gün, bu kusurları ölümlü bedenlerimizde bırakıp sıyrılacağız. Bu et yüküyle birlikte bütün günahlarımız, bayağılıklarımız
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 201842,2bin okunma
Puan vermedi·488 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
Biraz karışık anlatmak zorunda kalacağım ama bunun suçunu romanın esas karakterinin son derece girift yapısına atıp izninizle kaçacağım. Bu baskının sonundaki yorum bölümünde yorumun yazarı zamanında bu kitabın aşk ve gotik roman olarak kalıplara sokulduğunu ve romana tepeden bakıldığını belirtmiş. Şimdi aşk teması ya da bir tür olarak gotik neden aşağı olmak zorunda olsun, bunu anlamak zor, fakat en azından "aşk" için bu yargıya, yani romanın bir aşk romanı olmadığı yorumuna katılıyorum. Evet, aşk bu romanın ve anlatıcının bakış açısının önemli bir parçası, ancak buradaki gözümüze sokulan aşkın asıl amacı bize aşk duygusunu vermek değil, bana göre hastalıklı bir durumu ortaya sermek. Gotik konusunda ise bu romanın harika bir gotik edebiyat örneği olduğunu söylersem abartmış olmam. Bunu romanın harika bir eser olduğunu söylemek için belirtmiyorum, sadece romanın türe güzel bir örnek teşkil ettiğini kastediyorum. Daha önce bahsettiğim şu hastalıklı durum anlatıcının isminin olmamasında özellikle karşımıza çıkıyor. Anlatıcının ismi yok zira bu genç kızımız diğer benliği olan Rebecca'nın silik bir karşıtı olmaktan ibaret. Ona anlatı boyunca sürekli "Bayan de Winter" denir. Rebecca kastedilirken de aynı ifade kullanılır. Bunun iki sonucu olmuştur: Birincisi, iki "Bayan de Winter"ın aynı potada eridiği vurgulanmıştır. Fakat burada birbirine karışan iki eşit ama farklı değer yoktur. Birinin gölgesi altından hiç çıkamayan oldukça silik bir kız vardır. İkincisi de feminist bir okumaya zemin hazırlamasıdır. İki kadın da erkeğin soyadı ile anılmaktadır. Rebecca ve anlatıcının ikiliği Manderley’e de olduğu gibi yansıyor. Binanın bir doğu bir de batı kanadı var ve kanatlardan doğuda olanı anlatıcının bu evdeki dünyasını oluştururken batı kanadı Rebecca demek. Orası gizli, acaba
RebeccaDaphne du Maurier · İthaki Yayınları · 2020978 okunma