Camus’nun o sade ama içe işleyen dili… Meursault’nun duygusuz gibi görünen ama aslında dünyanın anlamsızlığıyla boğuşan hâli… Son sahnelerdeki o varoluş patlaması… Hepsi insanın içine dokunuyor.
“Oysa bir erkeğin her şeyi bilmesi, birçok alanda üstün derecelere yükselmesi, tutkunun inceliklerini yaşamın inceliklerine alıştırması gerekmez miydi?”