Hafiz Qaraşlı

Ama acılarımı bile doğru dürüst tanıyorum diyemem. Tepeden tırnağa yalnız acılarla dolu olsam, belki bütünüyle tanımayı başarabilirdim onları. Güçlük burada işte. O zaman, beni şaşkınlık ve hayranlığa sürükleyerek uzaklaşırlar, ya da ben uzaklaşırım, daha güzel bir gezegenden görürüm onları sanki. Sık sık olmasa da, yeterli bu benim için. Yaşam o kadar da salakça değil! Varoluş yalnızca acılara indirgenebilse nasıl da kolaylaşırdı her şey! Tepeden tırnağa acılarla dolu olmak!
Sayfa 17·Kitabı okudu
Reklam
Bütün bu yalnızlığın içinde mükemmel bir kayıtsızlık vardı, gecenin ve yeni bir günün kaygısızlığı, ama o tepelerin mahremiyeti, sessiz tesellisi, ölümü sıradanlaştırıyordu. Ölebilirdin ama çöl ölümümün sırrını ebediyen saklayacaktı. Senden sonra da var olacak, hatıranı yıllanmış rüzgârlarla, sıcakla ve soğukla örtecekti.
Hayat böyle yaşanmalıydı, gayesizce dolaşarak, bir mola ve yola devam, beyaz çizgiyi izle, bir sigara yak ve çölün şaşırtıcı göğünde anlamları ara boşuna.
O anda içimde iyilik adına ne varsa yüreğimde titredi; varoluşumun belirsiz ve derin anlamında umduğum herşey. Burda doğanın büyük kente kayıtsız suskunluğu vardı; bu sokakların arkasında kentin ölmesini, kenti bir kez daha ebedi tozla kaplamayı bekleyen çöl vardı. İnsanın varoluşunun anlamına ve dokunaklı kaderine dair ürkütücü bir algılama duygusuna kapıldım. Çöl hep ordaydı, insanın ölümünü, medeniyetlerin parlayıp sönmesini sabırla bekleyen beyaz bir hayvandan farksızdı. İnsanoğlu cesur göründü gözüme birden, insan olmaktan gurur duydum. Dünyanın bütün kötülükleri kötülük gibi değil de, kaçınılmaz, iyi ve çöle galip gelmek için verilen müthiş savaşın parçalarıymış gibi geldi bana.
Ne bu içimde kopan fırtına? Düşüncelerimdeki kopukluğu, hislerimi gerçek kılan bu kan selini nasıl engelleyebilirim? Ama ben bunu istiyorum!