“Şunu anladım ki; kolay incinen, narin, her ince ayrıntıyı bile düşünecek kadar hassas,kırılınca kendi içine çekilecek kadar duygusal olmak insanı çok yıpratıyor. Kimse bu kadar ince düşünen birinin duygularının yoğunluğuyla ilgilenmiyor ve kimse narinsin diye kırmaktan çekinmiyor.”
Karasevda da , gözleri bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek değil miydi ? Birine sevdalanmak , donmuş bir gölde, nerede ve ne zaman kırılacağını bilmene imkan olmayan ince buzlar üzerinde yürümek anlamına gelmiyor muydu ?