Onlar benden yalan söylemeyi öğrendiler, yalanı sevdiler ve yalanın çekiciliğiyle tanıştılar. Ah, belki de bu olay masum bir şekilde başlamıştı, bir şakayla, cilveyle, merak uyandı- rıcı bir oyunla, böyle zerre kadar önemsiz bir olayla, ama bu yalan zerresi onların yüreklerine sızdı ve hoşlarına gitti. Sonra hızla şehvet doğdu, şehvet, kıskançlığı doğur- du, kıskançlık da zorbalığı... Ah, bilmiyorum, hatırlamı- yorum ama az zamanda, çok az zamanda ilk kan döküldü:
Şaşırdılar ve dehşete kapıldılar, sonra bölünmeye, parça- lanmaya başladılar. Ayrı ayrı birlikler kurdular, ama bun- lar birbirlerine karşıydı. Birbirini kınamalar, aşağılamalar başladı. Utancı öğrendiler ve utanç, onlara erdemi tanıttı.
Onur kavramı doğdu, her birlik kendi sancağını göndere çekti. Hayvanlara işkence etmeye başladılar, hayvanlar da kaçıp ormanlara sığındılar ve onlara düşman oldular.
Bireysellik uğruna “sen ve ben” kavgaları başladı. Bölünmeler, kopmalar oldu. Farklı dillerde konuşmaya başladılar. Elemi öğrendiler ve sevdiler, acı çekmeye susamış gibiydiler ve ancak acı çekerek gerçeğe ulaşılabileceğini söylüyorlardı. Sonra bilim ortaya çıktı. Kötü olduklarından kardeşlik ve insaniyet üzerine konuşmaya başladılar ve bu erdemleri yücelttiler. Suçlu olduklarında adaleti keşfettiler ve adaleti yerleştirmek için ceza yasaları çıkardılar, bu yasaların uygulanması için de bir giyotin diktiler.
Neleri kaybettiklerini neredeyse hiç hatırlamıyorlardı, bir zamanlar masum ve mutlu olduklarına inanmak bile istemiyorlardı. Eskiden böyle bir mutluluğa sahip oldukları ihtimaline bile gülüyorlardı ve bunun bir hayal olduğunu söylüyorlardı.