Dorian Gray hayatın en saf en temiz duygularıyla harmanlanmış toy, genç, yakışıklı, utangaç bir model. Keşke çirkin şansı olsaymış dedirten kalp kıran bir roman. Tanışmaması gereken insanlar onu bu sona götürdü demek ne kadar doğru olurdu? Vazgeçme şansı varken ne kadar çabaladı? Belli ki yaşamından o da hoşnuttu. O da Lord Henry gibi bir hedoniste dönüştü. Haz peşinde koşan biri oldu. Bazen aynaya baktığımızda günahlarımızı görürüz gülüşümüzde, gözlerimizin solgun ışıltısında, yüzümüzdeki çizgilerde... Dorian ölene kadar mükemmeldi sanki hiç bir günah işlememişçesine. 20 yıl sonra bile 17 yaşındaki oğlan masumiyeti vardı. Bunu o dilemişti. Bazen keşke etmeseydim dediğimiz dualar ederiz. Kabul olması gereken milyonlarca duamız varken keşke bu kabul olmasaydı dediğimiz bir dua kabul olmuştur işte. "Kim yanlış dua etti diye cezalandırılır?" Dorian cezalandırıldı. Ruhu sanki onun içinde değil de bir ressamın fırçasından çıkan o portresine girdi. Günahlarını görmek için aynaya gitmiyordu artık o portre onun günah bekçisiydi. Günah yazan melekleri defter yerine sanki bu portreyi kullanıyolardı.
Okuması inanılmaz keyif veren ama sonu pek de keyifli bitmeyen bir yaşamın romanı. Okunması anlam katar yaşama.