Bumun üzerine, bazı kültür hareketleri başladı. Bir şeyler arayan ve bir şeylere muhtaç olan genç ruhlar için bu hareketler büyük bir değer taşıyordu. Benim içimde bu genç ruhlardan biri yasiyordu. Gerci biz evvelce de Türk’tük. Ama kendimize Türk diyemezdik. Türk sozü, birçok ırkları, kavimleri birleştiren bir imparatorlukta, bir kavmin diğerleri üstünde tahakkümünü hatırlatır ve onlan gücendirir diye düşünülüyordu.
Halbuki bu imparatorlukta yaşayan diger ırkların, diğer milletlerin hepsi kendilerini, kendi milletlerinin adiyle tanır ve öyle anarlardi. Benim okuduğum asker mektebinde Yemen'den, Kürdistan'dan veya sarayla hısım akraba olan Çerkes köylerinden getirilen imtiyazlı çocuklar, hep milliyetleriyle övünürlerdi. Bize yukardan bakarlardı.